15 Nisan 2015 Çarşamba

ANAT BANiEL METOD’A GİRİŞ MACERASI ( ACELE KARAR VERMEYİN )



Geçen yıl haziran ayıydı bir danışanım, Ankara’da bir doktorun olduğunu söyledi, lazerle tedavi yapıyormuş, engelli çocuklar yürüyormuş vs.vs. Canım arkadaşım, yoldaşım, kardeşim,Filiz ile paylaştım doktoru.( Onların da biricik yavrusu Çınar yirmi günlükken virüs kapıp tamamen normalken, sp’li olmuştu. Brezilya’da tanıştık, biz çok sevdik onları ailece. Çınar ve Çağatay aynı yaştalar, her daim ikisine beraber dua ederiz.) Doktorun ismi Abdurrahim Görür idi sanırım.. Önce telefon ettik doktora ve durumumuzu anlattık bize tamam gelin dedi. Kalktık evlerimizden yollara döküldük. Deli gibi yağmur yağıyordu. İki araba arka arkayayız, resmen yetişmek için kaza yapacağız. Sonunda biraz geç kalarak yetiştik. Hayatımızın en acı hatıralarındandı hiç unutamayacağımız. Önce İsmail, ben, Çağatay girdik,doktorun odasına ıslanmış ve yorgun bir şekilde. Doktor oğlumuza baktı (MR lara değil sadce oğlumuza)   ve adeta bizi yıktı. Bize sordu ne yapacaksınız bu çocuğu yürütüp, biz cevap verdik en azından tuvalete kendi gitse iyidir, doktordan cevap yollara mı yapsın tuvaletini, ancak size zulüm olur, daha neler neler,anlatmak hatırlamak bile istemiyorum söylediklerini .Sevgili Somatik deneyimleme hocamın güzel bir sözü vardır, hastalara hastalıklarının travmalarından çok, sağlık için gittikleri doktorların ve çevrenin yarattığı travma vardır der.. İki aile arka arkaya en ağır sözleri işitip çıktık dışarı. Yağmur hala devam ediyor, bizim hepimizin göz yaşları yağmura karışmış, boğazımızda bir tokmak..Misafirhaneye gideceğiz, biraz duralım yoksa kaza yapacağız modundayız, acımız boynumuza dolanmış.

Bazı insanları, bazı doktorları hiç anlayamayacağım sanırım, Allah’tan ümit kesilmez demeyi bile bilemeyecek kadar acımasız olanları, Yaradanın yerine son sözü söyleyenleri ,bilimin her an bir buluş yapabileceğine inanmayanları, insan ruhuna saygısızlık edenleri, hayatında böyle bir deneyimden geçmediği için pervasızca hareket edip konuşanları..

Misafirhanemize gittik, Filizler ertesi sabah döndüler, bizim Çağatay’ın gazete haberiyle tanıştığımız Zehra ,Furkan,Damla Oruçoğlu’nun engelli okuluna ziyaretimiz vardı. Gayet üzgün bir halde gittiğimiz bu güzel insanlar, hayatlarını engellilere adamışlar, çok hoş ta bir engelli okulu açmıştılar. Damla Deniz abla Gülden Mutlu hanım var, o da blog yazıyor oğlu Cihan Heja için dedi (çok güzel bir engelli bloğu, mutlaka tavsiye ediyorum) Ben blogu buldum, bir hışım okumaya koyuldum, daha sonra orada bir engelli okuluna gittik sırf beyinde göz hasarlı olan çocuklara göz egzersizi üzerine çalışıyorlar. Çağatay’a çok yararlı bulduk fakat oraya her hafta gidip gelmemiz isteniyordu  bir daha gidemedik, Ankara yakınındakilere tavsiye ederim mutlaka.. Gülden Mutlu’nun sayfasını okurken İstanbul’da Anat Baniel’e gittiklerini ve memnun kaldıklarını okudum. Bir gün sevgili İlknur Akbay o da bir otizimli güzel evladın annesidir, Amerika’ya gittim Anat Baniel (ABM) adlı bir metod duydum ama sanırım Türkiye’de yok, özellikle bizim çocuklara çalışıyorlar ve çok etkili sonuçlar alıyorlar demişti. O gündür aklıma takmıştım bu metodu. Vee şimdi karşımdaydı. Her işte bir hayır olduğunu tekrar tekrar görmüş olduk. Ne için gittik, ne öğrendik geri dönüyorduk. Tam burada büyük düşünür La Tzu’nun hikayesini aklımdan geçirdim.     Hikaye şöyleydi ;
 “Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. insan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”
 
Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,
talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin
şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

  Bize Ankara’da bir kapı kapanmıştı ama çok kıymetli bir kapı aralanıyordu.. Gülden Hanım’a acil ulaştık ve İst.da ABM cilerin nereye geldiğini öğrendik. ABM bizim için yepyeni bir kapı, yeni bir yaklaşımdı. 3 aylıktan beri sürekli oğlumuza fizyoterapi yapıyorduk, oğlumuz bundan çok ızdırapta çekti, mutlaka faydası da oldu ama bu sistemde Çağatay’ın durumunda ters giden bir şeyler vardı ve bu sistem bana yeterince uygun gelmiyordu Çağatay’ın bu durumunda, benim inancım bir yerde zorlama varsa, acı varsa tam doğru noktada değilizdir, her fizyoterapi seansında evden kaçıyordum yada zorla yollanıyordum, çünkü oğlum acı çekiyordu ve ben dayanamıyordum. Oysa ABM tamamen çocuğun ruhuna ve ritmine göre hareket edip ilerleyen,zorlamayı kesinlikle reddeden bir sistemdi..ABM          öncelikli olarak Feldenkrais’ten esin bulmuştu.ABM(Anat Baniel) onun öğrencisi,asistanı olmuştu. Fakat Feldenkraisin üzerine bir de beyin gelişim çalışmalarını eklemişti. Peki Feldenkrais kısaca nedir ?

Bu metodun bioenerji veya masajla ilgisi yok. Bazı insanlar için meditatif bir niteliği var, bunun nedeni kısmen hareketleri yaparken kafamızı meşgul eden düşüncelerden uzak kalmak kolaylaştığı için. Aynı zamanda Feldenkrais, yoga'yı ve tai chi'yi daha rahat yapmanın bir yoludur. Fizik tedaviye de benzemez, halbuki birçok Feldenkrais öğretmeni fizik tedavicinin yanında çalışır, hatta kendisi fizik tedavici olanlar da var.

Hareket alışkanlıklarınızın farkına varmanızı sağlayarak Feldenkrais Metodu, doğanıza daha uygun ve daha rahat bir şekilde hareket etmenize yardımcı oluyor. Yaşınız ne olursa olsun, hareketlerinizde ciddi kısıtlamalar olsa da olmasa da bu çalışmalardan herkes faydalanabilir. Kronik ağrılar veya gerginlikler sizi günlük hayatınızda engelliyor, ya da yaptığınız bir iş veya sporu geliştirmek istiyorsanız Feldenkrais'tan faydalanabilirsiniz.

Feldenkrais, hem grup çalışmaları ("Hareket Yoluyla Farkındalık" dersleri) hem de teke tek çalışmalar ("İşlevsel Bütünleşme" dersleri) yoluyla uygulanıyor. Hareket Yoluyla Farkındalık derslerinde öğretmen sözlü olarak yumuşak ve çaba sarf etmeden yapılacak hareketleri anlatıyor. Bu hareket dizileri, insan bedeninin hareket kalıpları üzerinde yıllarca süren araştırmalar sonucu yaratılmış ve istenilen doğrultudaki öğrenmeyi sağlamak açısından başarısı kanıtlanmış hareketlerden oluşuyor. Bir dersin sonunda kendinizi daha rahat veya daha hafif hissedebilirsiniz, ayaklarınız yere daha sağlam basıyor ya da boyunuz uzamış gibi gelebilir. Teke tek yapılan İşlevsel Bütünleşme derslerinde öğretmen ellerini kullanarak masaj masasına benzer bir masada (tamamen giyinik olarak) yatan öğrenciye yumuşak ve küçük hareketler yaptırarak bedenini daha iyi kullanmanın yollarını gösteriyor. Bu hareketler bir kalıba göre değil, öğrencinin ihtiyaçlarına göre yapılıyor. Hareketler sırasında yanlışlar zorla düzeltilmeye ya da öğrencinin bedeni belli bir şekle sokulmaya çalışılmıyor. Aksine zorlayıcı olmamak, öğretilenlerin öğrencinin sinir sistemi tarafından benimsenmesine yardımcı oluyor.

Sürekli ve engel olamadığımız kasılmalar ve hareket alışkanlıklarımız hem fiziksel hareketlerimizin akmasını engeller hem de sosyal ve psikolojik anlamda hayatla başa çıkmamızı zorlaştırır. Feldenkrais Metodu'yla hareketlerimize yitirdiğimiz uyum ve rahatlığı tekrar kazandırabiliriz. Ayrıca spor yapanlar, dansçılar ve müzisyenler de bu şekilde kendi alanlarında performanslarını artırabilirler ve yaratıcıklarını geliştirebilirler. Feldenkrais Metodu" bir beden ve zihin eğitimidir.
Biz sevgili Beril Hanım’a ulaştık, geçen yıl Temmuz ayıydı ve sağ olsun hiç eğitmen boşluğu olmamasına rağmen bize bir eğitmen buldu ve sevgili arkadaşım Filiz ile çocuklarımızı alıp ABM için Emirgan’ın dik yokuşundan çıkarak seansımıza gittik. Her gittiğimizde farklı eğitmenlerden ayda on seans alır olduk ve onla tanıştıktan sonra diğer terapi sistemlerini bıraktık. Oğlum Çağatay’da 3 yılda aldığımızdan çok farklı algı değişiklikleri oldu.Gözleri ve bakışları bambaşka oldu, odaklanması değişti, sol elini bilinçli kullanır oldu. Tekrar söylüyorum en önemlisi yavrumuzun ruhuna ve durumuna uygun hareket edilmesiydi. Her eğitmen çocuğuma çok hassas ve narin davranıyordu. Ama üzücü olan eğitmenler Amerika ‘dan ve uzak ülkelerden geldikleri için seansların çok pahalı olmasıydı.Türk eğitmenimiz hala yok ama Beril, Denis ve İlknur şu anda eğitim alıyor. Kısmetse yaklaşık 1 yıl sonra 3 tane eğitmenimiz olacak. Üstelik üçü de aynı acıdan geçmiş ve çocuklarında inanılmaz sonuçlar almış eğitmenler olacaklar.Anat Baniel’in bir klinik psikolog olması da çalışmayı güçlendirmiş, çünkü insan ruhundan anladığını görmek önümüzü açıyor.
ABM ‘de 9 ana madde vardır :

  1. Harekete dikkat
  2. Öğrenme Anahtarı
  3. İncelik
  4. Varyasyon
  5.  Yavaş
  6. Coşku,gayret
  7. Esnek Hedefler
  8. İmajinasyon ve rüyalar
  9. Farkındalık

Biz 9 aydır ABM alıyoruz ve Şubat ayında Amerika’ya Anat Baniel’in kendisi ile çalışmaya gittik. Bu maceramızı da diğer yazımda anlatacağım..

12 Nisan 2015 Pazar

Al ki Yeşerip Büyüyeyim, Senle El Ele Verip Dünyamızı Yeşertelim


Hayat ne garip, Çağatay ve Çağatay ile yaşadıklarımız daha da garip…

Öyle sayfalar, öyle dersler getirdi ki önümüze , her gün yeni bir serüvendeyiz..

Bizim evimiz Yahudi mezarlığının yan tarafında, yıllardır burada oturuyoruz. Her sabah kalktığımızda tarihi Yahudi mezarlığını görürüz. Bağlantımızı hiçbir şekilde bilmeden buradan ev ve iş yeri aldık. Kuzenim bilmeden yıllarca Almanya’da havra yanında oturdu, Musevilerin göçtüğü Granada’da bilmeden okudu.  Çok kişiden taşının oradan oğlunuzu mezarlık etkilemiş hikayelerini dinledik. Ama mezarlıktaki ağaçlardan gelen sabah ki cıvıldayan kuş sesleri bize daima huzur verdi, en azından mezarlık bize daima dua etmemiz gerekliliğini hatırlatan iyi bir araç oldu, hem aslında her nefes alış verişi bir ölüm değil mi? Her yeni sayfa açılışı, eskinin ölümü değil mi? Ölümle yaşam bir elmanın iki yarısı değil mi, iç içe birbirine geçmiş olan..

 
Babamın dedesinin ismi Yamenmiş, Erzincan Kemah’tan buralara askerliğe gelmiş, bir daha memleketine dönememiş, Edirne’den babaannesi ile evlenmiş, çocuklar 3-4 yaşlarındayken ölüp bu dünyadan göçmüş, kimdi ne idi, ne değildi hiçbir zaman tam olarak bilemedik, bizim için bir gizemden ibaretti sadece… Edirne’de herkes dedeme oralardan gelen babasından dolayı kürt Mehmet derdi, bana da kürt kızısın sen der dalga geçerlerdi, küçüktüm ve alınırdım. Şimdi bunun anlamsızlığını görüyorum. Yıllar geçti biz yarım kaldık o taraftan… 2.5 yıl önce çok sevdiğim, güvendiğim tarihle içiçe yaşayan  bir insan bana o bölgede Türk Musevilerin yaşadığını söyledi, sizde Musevilik olabilir dedi. Beynimde bir ampul yandı. İçimde bir şey tamamlandı sanki tarifsiz anlamı yok...
Aile diziminde görülmeyen, unutulan, üstü örtülen her durumun hayatımızda değişik şekillerde sıkıntı olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Babam yıllardır hareket eden duramayan birisi, Çağatay ile bambaşka durabilen birisi haline gelse de sevgili hocam Dr. Mehmet Zararsızoğlu’nun daveti ile Türkiye’ye gelen Albert Mach’a yine hocam babamı davetli olarak kabul etti. Belki diğer iyiliklerinin yanında yaptığı yeni bir büyük babalıktı bize. İlk defa baba kız bir çalışmaya katıldık, ilk dizim bize yapıldı ve karşımıza Museviler koyuldu, onların bizi görün duygusu derindi ve bizim baba kız içimize işledi. O günden sonra babam merkezinde durmaya başladı, artık yıllardır, özlemini duyduğumuz babamız sürekli bir bağlanma ilişkisindeydi bizle. Onun bizle kuvvetli bağlanması, benim oğlumla daha kuvvetli bağlanabilmeme yardım etmişti. Onun arkamdaki desteğini hissedebilmek oğlumun durumunu daha baş edebilir kılmıştı benim için.  
Bunları neden anlatıyorum, çünkü bu denklemelerin değişik versiyonları mutlaka bizlerde var ve evlatlarımızda iz düşümlerini farklı durumlarla yaşıyoruz. Mutlaka oğlumda da olduğunu düşünüyorum. Ancak kökünü kabul edip bağlananlar, yaşamda güçlü olurlar , köklerimle bağım güçsüzse ağaç gövdem zayıf ve cılız olur..
Geçenlerde bir rüya gördüm. Evimizin bahçesindeydik (bu arada evimiz ve iş yerimiz aynı sitede) bloğun sonuna gelmişiz, yaşlı bir amcayla tüm taşları kaldırmışız, yaşlı amca bak gördün mü artık eski taşlar gidiyor, altından zümrüt yeşili taşlar çıkıyor diyor, tüm taşlar zümrüt yeşiliydi gerçekten, büyük bir zevkle hepsini kaldırıyordum. Aradan bir gün geçti ve Musevilerin, Avrupa’nın 3. büyük havrasının açılışı için Edirne’ye geldiklerini duydum. Bu güne kadar oğlumun iyileşmesi için önce mensubu olduğum İslam dini ile ilgili duaları, sonra tüm din ve mezheplerden duaları almıştık oğlumuz için ama Musevilere ulaşamadık. Şimdi evimizin yan tarafına onlarca minibüs olarak gelmişlerdi, heyecanla camdan onları seyrediyordum, sonra oğlumu ve oğlumun yardımcısını alıp koşarak yanlarına gittim. Kötü niyetim yok, oğlumun sizin dininizce de okunmasını istiyorum dedim. Belki içim bütünleşmek istiyordu artık parçalarıyla ve bu gördüğüm rüya bana, bize bir işaret diye düşündüm. (Gördüğüm tüm rüyaları dönem dönem değerlendirdim ve bana bilmediğim veya göremediğim kapıları gösterdiğini fark ettim. İzin verdiğimizde Yaratıcı veya ruhum bizle konuşuyor, bazen sıkıntılarımızı bazen yol haritalarımızı bize gösteriyor aslında. Yeter ki tamamen zihin odaklı gitmeyi bırakıp arada içimizin sesine kulak verebilelim.) İsmim Alberth saat 13.30’da Havraya gel dedi bir bey. Hazırlandık ve orada olduk, Alberth ortada yoktu, ben ısrarla bu sefer bu iş bitecek diyorum, insanlara derdimizi anlatarak ulaştık oradaki din görevlilerine veee mutlu son , oğlumuz onlar tarafından benim de ismim alınarak okundu… Şimdi tam ve bütün hissediyoruz tüm parçalarımızı..

 
Hocam Dr. Mehmet  Zararsızoğlu bağlanmayan ayrışamaz der, bağlanmayı reddettiğim gerçekliğime bağımlı ve gizliden esir olurum. İyi ki aile dizimi var ve bize değişik gerçeklikleri ve derinimizi gösterip, yol bulmamıza pusula olabiliyor. O an gerçekten ayrıştığımızı ve özgürleştiğimizi hissettim. Artık mensubu olduğumuz dine bir adım daha yakın, bin adım daha bağlı hissediyorum.. Umuyorum, oğluma şifa ve sevgi olarak geri dönecek bu dönüşüm. Bir anne olarak bana düşeni görmem gerekeni görüp, elimden gelenin en iyisini yapmayı ve akşam bunun konforuyla yaşamayı şifa olarak görüyorum. Çünkü elimde daha fazlası yok. Daha fazlası Yaratıcının elinde sadece.. Tabiri caizse evimize oğlumuza ziyaretçinin, en önemli misafirimiz olan Yaratıcının gelmesi için, evimizi hazırlamak benim görevim, o ve yaşam sistemi izin verirse yolumuz açılacaktır…
Burada dinden bahsettim ama öyle çok bağlanamadığımız ve ayrışamadığımız durumlarımız var ki, evlatlarımıza yansıyan… Bir hastalığa sadece dışarıdan gelmiş olan bir bela olarak bakmak ve bununla direnerek savaşmak, hastalığı büyüten bir unsurdur…
“Ne Türküm, ne Kürtüm, ne Musevi, önce insanım; olduğum gibi kabul et ve kalbine al beni..”
“Al ki yeşerip büyüyeyim, senle el ele verip dünyamızı yeşertelim”

21 Kasım 2014 Cuma

Mucizenin Doğumu

Güler Pınarbaşı ve ekibinin hazırladığı 3.Göz Dergisi yayına başladı. Ben ve eşim İsmail Uzun ile yaptıkları röportaja "Mucizenin Doğumu " adını vermişler. Biz çok beğendik umarız siz de beğenirsiniz. Röportajı pdf olarak okumak için http://goo.gl/Tx6A2S Online dergiye erişmek için lütfen tıklayın : http://3gozdergisi.com/dergi/5/






5 Temmuz 2014 Cumartesi

Sevgili Fatih Keçelioğlu 'nun Çağatay için bakmış olduğu Maya Astrolijisi Bilgileri



-- Muluc - (telaffuz: muu-luuk)
Anahtar anlam: Adak
Kişilik: Duygusal, hayalperest, psişik ve romantik. Yoğun duygularını başkalarına yansıtarak onları hâkimiyeti altına alabilir.
Çağrışımlar:
·        Şükran
·        Adak
·        Ödemek
·        Geri vermek
·        Tanrı ile temas
·        Dinamik
·        Hayal gücü kuvvetli
·        Hisseden
·        Deniz Feneri
·        İlham
·        Taahhüt
·        Sanatçı
·        Uyumlu
·        Anlayışlı
·        Kendini bilen

Yumuşak doğanız, mütevazılığınız ve duygusal kişiliğiniz ile öne çıkarsınız. Uysal, duygusal ve çalışkan bir doğanız vardır. Dinamik, zeki ve mükemmel bir iletişimcisiniz ve bu özellikleriniz sizi liderlik pozisyonlarında etkili yapar. Kesinlikle ortalama bir kişi değilsiniz. Risk alırsınız. Kuvvetli bir hayal gücünüz vardır. Sanatçılık, yaratıcılık ve vizyonerlik kabiliyetleriniz dikkate değerdir. Suyun yolunu bulması gibi kolayca dengenizi yeniden kazanırsınız.

Mayalar ayinlerinde suyu arınma için kullanırlar. Bu törenler kolektif bir güç, ahenk ve uyum getirmek için yapılır. Siz de Su burcu olarak fedakârlığınız ile bilinirsiniz ve içinde yaşadığınız topluma huzur, arınma ve uyum getirmeyi istersiniz. Bu zor görevi yerine getirmek demek bazen talihsiz veya olumsuz bir kadere mahkûm olmak gibi anlaşılabilir. Çünkü farkında olmadan diğer insanların olumsuzluklarını kendi üstüne alabilirsiniz. Bu yüzden karamsarlık, çeşitli sorunlar ve aksilikler tipik olarak hayatınızda yer edebilir. Sağlık problemleri ile sık sık karşılaşabilirsiniz ve kronik rahatsızlıklardan şikâyetçi olabilirsiniz. Fakat bu sizin için bulunmaz bir fırsattır, bu zorlukların üstesinden gelip inanılmaz başarılı bir hayata imza atabilirsiniz. Karmanız temizlendikçe düzlüğe çıkacaksınız ve hayatınız yoluna girecek. Sahip olduğunuz teslimiyet ve varoluş için duyulan şükran duygusu zor anlarda kurtarıcı rol oynar ve bilge bir şekilde hayatınıza devam edersiniz.

Suyu bilinçaltı olarak düşünürsek derinlerden akan duygusal dip akıntılarına ve henüz çözülmemiş duygusal problemlere sahip olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu durum sizin gizli bir gündeminiz varmış gibi algılanabilir ve insanların size daha az güvenmelerine yol açabilir. Hatta bu durumu yüzünüze bir kabahat olarak vurabilirler. Bu yüzden kendi içinizdeki bu bilinçaltı duyguları yüzeye getirmeli ve kendi suyunuzu arındırmalısınız. 

Duygusallığınız ve kırılganlığınız yanında son derece sanatsal yeteneklere sahipsiniz. Aynı zamanda hayatın zor kıvrımları boyunca ilerlerken sezgilerinizi kullanmak sizin zihinsel yeteneklerinizin çok iyi bir seviyeye doğru gelişmesini sağlar. Size önemli bir tavsiye: Duygular kontrolsüz şekilde akmaya başladığında bir mola verin ve kendinize gelin. Duygularınızı zekice kullandığınızda ne kadar yüksek bir EQ (duygusal zekâ) sahibi olduğunuzu göreceksiniz. Bunu başkalarını hissetmek ve şifalandırmak için kullanın, onlara duygu sömürüsü yapmak için değil.

Sahip olunanlar için şükran, geri ödeme, bağış ve adak. Bütün bunlar bu burcun öz anlamını karşılar. Hayatın her alanında ve her anında bu eylemleri hatırlamalı ve insanlığın geri kalanına da bir hatırlatmada bulunmalısınız: Sahip olduğumuz her şey aslında ödünç aldıklarımızdır. Yirmi günde bir kendi gününüzde, yani Su gününde bir adakta bulunmanız tavsiye edilir. Siz doğal olarak ruhsal bir rehbersiniz ve dualarınız kabul olur. İnsanlara ışık olabilecek bir potansiyeliniz vardır. Çevrenize yardımcı olmayı seversiniz ve toplum için çalışmalar sıkıntılarınızı çözmenize yardımcı olacaktır.

Temel engel: Kendini kontrol ve sorumluluk konuları.
Çözüm: Devamlılık ve sebat.

Uygun Meslekler: Matematikçi, toplumbilimci, ruhani rehber, araştırmacı
İyi Anlaştığınız Burçlar: Su , Jaguar , Fırtına ve Tohum
Gelişiminize katkıda bulunan burçlar: Su , Kamış, Toprak , Timsah ve Yılan

8 Haziran 2014 Pazar

Toprağın Annesi Fatma'nın Ölümü ve Restauranttaki Acı Anımız

Geçen Pazar gününden beri içim buruk acı dolu, hüzün ve hastalık içindeyim.

Geçtiğimiz Pazar günü neşe içinde ailece İstanbul’a  rolfing gittik.  Bir süredir Almanya’dan gelen Tom ile üç haftada bir Çağatay’a rolfing alıyoruz. Rolfingin içeriğini yazımın sonunda sizle paylaşacağım. Brezilya’ya da birlikte gittiğimiz arkadaşımız Filiz ve oğlu Çınar'la da birlikteydik. Tom Çağatay’daki güzel değişiklikleri bize gösterdi, sabır istiyor, hepsi olacak ama sabır en zorudur dedi. Sabır benim yıllarca hiç bilemediğim bir duygudur, sınavımız oldu şimdi ne yaparsın öğreneceğiz. Rolfing uygulamasını Türkiye’ye getiren Filiz Hanım’da harika bir insan, en azından biz güzel anlaşıyoruz, gönlü geniş, çocukları çok seviyor. O gün Çınar ve Çağatay’ı elinden düşürmedi. Onlar iyileşsin diye gözlerinin içine bakıyor. O gün eşim, ben, kızım, oğlum gitmiştik İstanbul’a . duyduğumuz gelişmelere sevinip, yemek yeyip evimize dönelim dedik. Edirne’de yaşayıp, her hafta başka bir çalışma için İstanbul’a ve diğer şehirlere gitmek de bizim için maliyetli, meşakkatli bir yolculuk, neyse artık hayat tarzımız oldu. 7 gün 24 sat hareket halinde olmak.

Yemek yiyeceğimiz yere vardık, yıllardır aynı yerde balık yeriz.  Yanımızdaki masada yabancı uyruklu, yaşlı bir aile vardı. Bir köşe masaya oturduk. Çağatay bebek arabasındaydı. Karnımız tüm gün yolda olmaktan acıkmıştı, gittiğimiz yerin mezeleri de güzeldir, zevkle yemek yiyeceğimizi sandık. Yandaki ailenin karşı masada arkadaşları vardı.  Çağatay hiç görmediğim kadar mutluydu, kendi kendine sesler çıkarıp, şarkı söylüyordu. Onun keyfi bizi de keyiflendirdi. Bizim için küçücük hareketler, kocaman mutluluklara dönüşüyor. O arada yan masadaki beyefendi kalkıp arkadaşlarının yanına gitti, sonra başka masaya geçip garsonları çağırdı, durmadan söyleniyordu, eşi yanına gitti. Sesini yükseltmeye başladı. “Niye geliyor özürlüler buraya, evlerinde dursunlar, yemek yiyemiyoruz, keyfim kaçtı, görmek istemiyorum bunları burada, gitsinler kardeşim, gidecek başka yer mi kalmamış bu çocukla"  diye bağrınıyordu durmadan. Garsonlar da adamı sakinleştirmeye çalışıyordu, "aman efendim sakin olun" diye  O anda bir şok geçirdim, buz kestim, İsmail bir ara ne diyorsun sen diye adama çıkışacak oldu, susalım dedim sadece, göz yaşlarım akmaya başladı, öyle bir ağlama geldi ki durduramıyorum, boğazım düğüm düğüm, yemekler önümüzde. En çok kızımın hareketi koydu bana. Tabağını bırakıp öyle bir kardeşiyle yanımıza sıçrayışı vardı ki. Üzülme anneciğim, ben şimdi kardeşimi sustururum deyişi vardı, gözlerime mavi gözleriyle dolu dolu bakışı. Zaten diğer çocuklardan farklı yaşamı olmak zorunda olan kızım. Arkadaşları sürekli eğlenirken, o kocaman bir acıya ortak olmak zorunda kaldı, hep 100 almak zorunda hissetti kendisini, ben hiç böyle bir şey talep etmesem de bak ben başarılıyım üzülme anne der gibi, arkadaşları parkta oynarken, o hastane sokaklarında yanımda iştirakçi olmak zorunda ya da babasında kardeşinin iyileşme haberlerini anne hasretiyle beklemek zorunda kaldı. Anne benken, küçücük bedeniyle beni teselli etmenin ona kalması çok ağrıma gitti. Kardeşinin neyini susturacaksın evladım, o sadece şarkı söylüyor. Mutluluğunu mu susturalım şimdi onun, durduk yere birinin keyfi kaçtı diye. O anda kime hangi cümleyi sarf edesin. O kadar güçlü görünen ben, onlarca mendil ıslatarak sadece ağlayabildim. Yan masada iki küçük çocuğu haylazlık yapan başka bir bey, diğer beyin söylediklerinden etkilenip ayağa kalkıp, bebek arabasının içine baktı ters ters, bizim oğlumuza izinsiz bakma hakkını nereden bulduysa, sonra sustu ve yerine oturdu.

Bağrınan adamın arkadaşları yemekten kalkarken oğlunuzla gurur duyun, üzülmeyin boşuna dedi, eşi gelip kusura bakmayın daha önce alkol almıştı dedi, giderken kendisi de özür dilerim sizi ağlattım dedi ama benim göz yaşlarım dinmedi, dinemedi. Hepimiz sonsuz sessizliğe gömülüp, tabaklarımızı yemeden bırakıp oradan ayrıldık.