28 Nisan 2014 Pazartesi

Hastane Sürecimiz, Fizyoterapi ve Dr. Gülşah Yaşa Öztürk




 
 

Ey affetmeyi seven Rabbim! Sil göz yaşlarımı. Sen teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma. Vardır bunda da bir hayır. Hayırlı kederlerimi sen sevdir bana! Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, ömrüme ışık olsun sıkıntı anlarımda ettiğim dualar. Cahilim çok cahilim. Sen yolum ol! Sen sonum ol!
Mevlana
Bazı acılar vardır insanları büyütür, güzelleştirir, geliştirir, genişletir, yaşama büyük hizmetler veren haline getirir. Büyük düşünürlerin hemen hepsi acının tekamül ettirici gücünü bilirler, acının büyütücülüğünden dem vururlar. Dr. Gülşah Yaşa Öztürk’ün acısı travması neydi bilemiyorum ama benim fikrimce yaşadığı derin bir acı hayata güzel ve derin şifalar sunmasına, sunmak için durmadan yol almasına yetmişti. Dr. Gülşah ile 2 yıl önce tanıştık. Heyecanlı, yerinde duramayan yada içinde onu durdurmayan bir mekanizması olan bir kadın gördüm. Onla tanıştığımızda oğlum daha küçücüktü ama içim çok acıyordu, yüreğimi vidalarla sıkmışlardı bir taraftan da oğlumun durumunu, olabilecek bundan sonraki yaşam senaryolarımızı, döngülerimizi anlamaya çalışıyordum. Benim 2 yıl önce ona baktığım taraf ablasının doğum sıkıntısı yaşaması, sonraki dönemlerde üzüntü duymaları ve bunun Gülşah’a sirayet ediş kısmıydı. Algıda seçicilik kısmı vardır ya hamile olduğunda etraftaki tüm hamileleri gözlemlersin, ne çok hamile var bu yıl dersin benimki de buydu sanırım. Bize benzer kim var kim yok taramak ve gelişmelerini takip etmek. Oysa bilmeliyiz ki her durum, her kişi ve her hikaye sadece kendine özeldir ve kendine özel süreçler içerir.
Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük.                        
Mevlana
Mevlana’nın bu sözlerini Dr. Gülşah’a hep yakıştırmışımdır.
 
Onunla tanıştığımızda oğlum için konuşmuştuk, oğlumu muayene etmişti şimdilik bize ihtiyaç yok demişti. Oğlum rahatsızlığını öğrendiğimizden bu yana fizyoterapist Özkan Abisiyle çalıştı, bizim can kardeşimiz, evladı olmadığı halde kendi oğlu gibi yavrumuzla çalışan, Çağatay ne kadar ağlasa da azimle devam eden Özkan’ımız elinden gelen her şeyi yaptı. Sonra görev icabı Lüleburgaz’a tayin oldu. Bu arada Gülşah’ın Uzunköprü Devlet Hastanesinde yaptıklarını, azimle canını dişine takarak yetiştirdiği ekibiyle yürüttüğü spastite çocukları televizyonlardan takip ettik. Ukrayna’da bulunan merkezi, merkezde 15  gün yürüyemeyen, hareket edemeyen çocukları kampa alışlarını duyduk, çocukların böyle düzenli çalışmalar sonunda ne kadar değiştiğini gözlemledik.
Gün geldi yeniden Dr. Gülşah’ı aradım ve oğlumuzu hastaneye yatırmak istediğimizi söyledim. Gülşah çok sıra olduğunu, bir ara Çağatay’ımızı da alacağını söyledi. Günlerce sıra bekledik. Sonunda Dr. Gülşah aradı ve Uzunköprü Devlet Hastanesine yatmak üzere hazırlandık. Bizim sürekli yatış yapıp aylarca 24 saat düzenli olarak oğlumuzun başında kalmamız mümkün değil, çalışmak zorundayız. Bizim durumumuzdaki bir çok ailenin bu handikapı yaşadığını düşünüyorum. Başka çocuklar durmadan oyuncak isterken ve aileler buna mızıldanırken, öf yeter ne çok isteğin var derken, senin oğlunun gözünün içine bakıp bir yudum su istemesi hayali için bile neler vermen gerekiyor.. Bir taraftan evladını hiç kimseye teslim etmeme isteği bir taraftan da diğer insanlardan daha çok çalışıp yavruna bir gelecek bırakma isteği, daha fazla yöntem uygulamak daha çok yol almak için daha fazla çalışman gerektiği duygusu.  Anneciğim ve babacığım biz onunla beraber yatış yaparız, yanında sürekli olarak kalırız dediler. Annemin anneannemden geçen ırsi gibi gözüken diz rahatsızlığı var. Zor yürüyor hatta bazen ayağını sürüklüyor. Diz rahatsızlıklarının anlamı bazen inatçı egolar,korku,teslim olamamak olarak tanımlanır, bazen de artık yürümek istememek. Anneciğim öyle çok koşturdu ki anneannem de öyle, bana da sirayet eden bir koşturma halindeyiz. Oğlumun durumuyla koşturma ve çalışma halinin katlanması oldu. Sağlığımız olsun. Yaşam inşallah bundan sonra sakin,huzurlu, güven dolu aksın bize ve gelecek nesillerimize. Neyse annemin dizlerine , babamın beline de fizik tedavi yaptırmaya karar verdik.  Üçü birden şimdi hastanede yatacaktı ve bizden 45 dk. uzakta başka bir ilçede olacaklardı. O gece hiç uyumadım bu uzun bir maraton gibi geldi bana, eşimle ikimizin arasında bir tırtıl gibi bedenimize sarılarak yatan oğlumuz bizden uzak kalacaktı şimdi. Sabah hastaneye gittik beraber. Dr. Gülşah öyle güzel yaptırmış ki servisi, özel güzel odalar, her yer tertemiz, çalışanlar güler yüzlü ve ilgili, çocuklara oyun odası, duvarlarda şık resimler vardı. Bunları yardım alarak yaptırmayı başarmıştı. Edirne Valisi Hasan Duruer de yöntemlere saygı duymuş, anlamak istemiş ve bu alanın kurulmasına, güzelleşmesine destek vermişti. Dr. Gülşah oğlumuzu tekrar muayene etti. Bize oğlumun ve anne babamın kalacağı bir oda verdiler. Eşyalarını yerleştirdik. Kalbimi hüzün kapladı, yenide bir hastane sendromu, sanki oğlumun yüzüne bakmaya utanıyordum, onu bırakmanın acısı her yerimi kapladı. Ağlasam ağlayamıyorum, bazen öyle anlarım oluyor ki artık yeter oğlumla sarmaş dolaş olup gülmek eğlenmek istiyorum diyorum, bazen bu bizim sınavımız bu yolu dünyaya gelmeden önce bir şeyler öğrenmek için biz seçtik diyorum, insan denen canlının beyninden ne duygular geçiyor. Serviste bizim gibi olan veya bedensel engelli olan her yaş grubundan insanlar ve aileleri vardı, anneanneleriyle gelmek zorunda olan çocuklar vardı. Uzak illerden bile aylarca Dr. Gülşah için sıra bekleyip gelenler vardı. Dr. Gülşah Hanım hepsiyle bir aile yakınlığı ile ilgileniyordu, iyi olmaları için elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyordu. Fizyoterapist Murat Bey çok başarılıydı kendisini diğer metodları da alarak çok güzel yetiştirmişti, gelen çocuklara refleksoloji ve diğer yöntemleri de uyguluyorlardı.
Dr. Gülşah Hanım hayalleri olan, idealleri olan, fizik tedaviyi ileri taşıyıp insanlarda gelişim sağlamak için her şeyi yapan biriydi. Bazı hastaları yatalak halden yürür duruma geçirip, basında yer almıştı. Azmi gözlerinden okunuyordu artık ona devlet hastanesinde yeterince hayallerini gerçekleştiremediği için bir özel hastane çağrısı gelmiş ve o da bunu kabul etmişti. Oğlumuza babasının düzenli olarak uyguladığı ozon terapiyi de Dr. Gülşah bize önermişti. Hala haftada bir gün mutlaka ozan terapi uyguluyoruz. Oğlumuz 6 aylık idi başladığımızda. Peki ozon Tedavisi nedir ?
Ozon tedavisi nedir?
Ozon tedavisine geçmeden önce ozon nedir ona bir bakalım? Ozon; Atmosferin üst tabakalarında bulunan, üç oksijen atomundan oluşan, canlı varlıkları güneşin öldürücü morötesi(UV) ışınlarından koruyan bir kimyasal bileşiktir diye tanımlayabiliriz. Ozon tedavisiyse; Aktif oksijen molekülü olan ozon gazı kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere "ozon tedavisi" denilmektedir. Ozon tedavisi bir çok patolojik durumu iyileştirmede yardımcıdır. Ozon terapi, doku ve hücrelere ihtiyacı olan oksijeni en etkili şekilde sağlayaması hedeflenen tedavidir. Medikal ozon daima saf ozon ve saf oksijenin karışımı şeklinde kullanılır. Uygulamaya bağlı olarak ozon konsantrasyonu 1 ve 100 µg/ml (0.05 – 5 %O3) arasında değişir. Ozon terapist, ozon terapi konusunda eğitimli bir doktor, hastanın durumu ve tıbbi endikasyona göre hastanın alacağı komple dozu belirler. Ozon günümüzde içme sularının, yüzme havuzlarının, atık suların mikroplarının öldürülmesinde kullanıldığı gibi gıda sanayinde de koku giderici ve mikrop öldürücü(Bakteri,virüs ve mantarları) özelliklerinden yararlanılmaktadır. Yüksek oksidasyon aktivitesiyle organik ve inorganik moleküllerle reaksiyona girer, onları oksitler, mikropları öldürür
Tıbbi ozon nedir?
%5 ozon ve %95 oksijen karışımından oluşan tedavi amaçlı kullanılan bir bileşimdir. Ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir.
Ozon tedavisi hangi hastalara uygulanabilir?
Ozon tedavisi birçok patolojik durumu iyileştirir veya tamamen düzeltir. Bu olumlu sonuçlar bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi yayın ile kanıtlanmış olmakla birlikte kural olarak hastalıkların tedavisinde ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır ve tamamlayıcı tedavi grubuna girer.
Ozon tedavisi hangi hastalıklara iyi gelmektedir?
1- Dolaşım bozuklukları.
2- Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma.
3- Yaşlı kişilerde önlem ve tedavi.
4- Göz hastalıklarında.
5- kanser ve kanserde.
6- Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları.
7- Enfekte yaralar.
8- Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit.
9- Virüslerden kaynaklanan hastalıklarda.
10- Karaciğer enflamasyonu hastalıklarında.
11- Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıklarında.
12- Artritik ve Romatizmal Durumlarda ozon tedavisi uygulanabilmektedir.
Ozon ve medikal ozon'un özellikleri nelerdir?
1- Ozon gazı en çok atmosferde bulunur.
2- Ozon oksijenin üç atomlu kararsız formudur.
3- Ozon keskin kokulu bir gazdır.
4- Dezenfektan özelliği sayesinde, bakteri ve mantarları yok edebilir.
5- Medikal ozonun bakteri öldürücü özelliği bulunması.
6- Medikal ozonun mantar öldürücü özelliği bulunması.
7- Medikal ozonun virüs çoğalmasını önleyici özelliği bulunması.
8- Medikal ozonun Kan dolaşımını arttırma özelliğinin bulunması.
9- Medikal ozonun vücudun direncini artırıcı özelliğini bulunması.
Ozon tedavisiyle vücudumuzda hangi değişiklikler oluşur?
1- Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırır.
2- Damarları yeniler, tansiyon düzenlenmesini sağlar.
3- Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir.
4- Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı güçlendirir. Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatıcı etkisi vardır. stres hormonu olarak bilinen Adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlar. Depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur.
5- Bağışıklık sistemini güçlendirir. enfeksiyon hastalıklarına direnci artırır.
6- Deri kan dolaşımını artırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilde kavuşturur.
7- Kan ve lenf sistemini temizler.
8- hormon ve enzim üretimini normale döndürür.
9- Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliğini artırır.
10- Derinin üçüncü bir böbrek ya da ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışması sağlanır.
Ozon tedavisinin uygulanma biçimleri nelerdir?
Ozon terapi, bir oksijen tüpü ve buna bağlı ozon cihazı vasıtasıyla uygulanır.
1- Torbalama: Bu yöntemde hastadan kan alımı olmadığından tedavi esnasında hasta acı ve ağrı duymaz. El ve ayaklar özel bir torba içine sokularak nemlendirilir ve cildin ozonu emmesi sağlanır.
2- Adeleden kan verme: Damardan 5-10 ml kan alınır, ozon gazı ile karıştırılır ve kalçadan veya koldan iğne yapılarak tekrar vücuda verilir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
3- Damardan kan verme: Damardan 50-100 ml kan alınarak özel şişelerde ozon ile karıştırılır, tekrar damardan yavaşça geri verilir.
4- Makattan ozon gazı vermek: Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi iltihabi barsak hastalıkları adı verilen bir hastalık grubunda uygulanmaktadır. Hasta kendi kendine uygular, tek kullanımlık tüp ve torbalar kullanıldığı için hijyeniktir.
5- Eklem içine ozon gazı vermek: Ağrılı iltihabi eklem romatizması olan artrit ve tekrarlayan artroz gibi hastalıklarda uzman doktorlar tarafından çok yavaş olarak eklem içine ozon gazı verilir.
Kaynak: http://ozontedavisi.nedir.com/#ixzz2zv0GtGkD
Hastane sürecimiz başladı,oğlumuzu hastanede bırakıp evimize döndük İsmail’le bir parçamızı hastanede bırakarak. Her gün düzenli çalışma yapıldı oğlumuza. Hastane çalışanları yoğunluklu olarak Fizyoterapist Murat Bey her gün bir saat çalıştılar. Anneme ve babama hırs geldi günde en az üç saatte onlar çalıştırıyordu oğlumu. Oğlum hastanenin en küçük hastasıydı. Kısa sürede oranın maskotu oldu, herkesle eğlenmeye başladı. Bize hastane sürecinin sosyalleşme olarak ta yararı oldu. Bir sürü insanla geçiriyordu oğlumuz günlerini. Akşamları yanına gidiyorduk. Bizimkiler pazartesi hastaneye girip, Cuma günü izinli çıkıyorlardı ve hafta sonu birlikte oluyorduk. Her gün biraz daha güçlendi bedeni. Dr. Gülşah nöral terapi de yapıyordu yakınlarına, kendi imkanlarıyla ama çocuklara yapmıyordu. İstanbul’da bu konuda başarılı olan Dr.Emel Gökmen’in dilinden nöral terapi nedir ?
Nöral terapi ya da nöral tedavi tanımlaması iyileşme için bedenin net-work ağına yani otonom sinir sistemine düzenleyici ve uyarıcı etki edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Otonom sinir sistemi kablo gibi sinirlerden oluşmaz. Bedenin her yerinde her hücreye ulaşan bio-elektriksel network ağıdır. O nedenle derideki bir hücreye uyarım yaptığınızda tüm otonom sinir sistemini etkileyebilirsiniz.
Hastalıklarımızın ve geçmeyen ağrılarımızın temelinde yaşam boyunca otonom sinir sisteminde oluşan bio-elektriksel hasarlar yer almaktadır. Bu hasarlara yaşamımız boyunca geçirdiğimiz mikrobik hastalıklar, ameliyatlar, kazalar, fiziksel ve psikolojik travmalar neden olabilmektedir.
Bademciklerimiz iltihaplandığında, dişimiz çürüdüğünde, diş tedavisi olduğumuzda ya da sezaryen gibi bir ameliyat sonrası o bölgedeki iletişim ağı etkilenir. Yaşam boyu kalıcı olabilen hasarlar bırakabilir. Bu hasarlar sonradan gelişen hastalıklarımızın temelini oluşturmaktadır. Hasarlı bölge cildine yapılan nöral terapi ile iletişimdeki bozukluk düzeltilmektedir.
İlaçlarla sağlanamayan nöral terapi etkisiyle hastalığı kaynağından tedavi etmek mümkündür. Nöral terapi bir enjeksiyon tedavisi olarak algılanabilir ama amaç iğneyle ilaç zerk etmek değildir. Aslında en önemli tedavi edici özelliği hekime bozucu alan yaklaşımını kazandırmasıdır. Böylece hekim hastalığın kaynağını bulmak konusunda ciddi yol gösteren bir perspektif kazanır.
Biz Dr. Gülşah’a bu konuda çok ısrarlı davrandık, oğlumuza nöral terapi uygulamasını istedik. Dr. Gülşah kabul etmese de biz ısrara devam ettik. Oğlumuza hafta sonunda nöral terapi uyguladık iki doktor nezdinde ve bu çalışma sonunda gözleri daha netleşmeye başladı. Dr. Gülşah Hanım’ın hastaneden ayrılma süreci gelmişti. Hastanedeki çalışanlar ve hastalar üzgündü ama her kuşun uçma zamanı vardır, bir gün gelir uçar bulunduğu yerden. Uçmak ta zorundadır büyüyüp gelişebilmek için. Hep aynı bulunduğu yerde kalan insanların sabitliklerinden esneyemediklerini yeterince gelişip geliştiremediklerini gördüm hep. Kim hareketi ve riski sabitliğe tercih ederse iyi ve başarılı sonuçlar çıkıyor bu dünyaya kazanımlar artıyor. Bu yürek Dr. Gülşah’ta vardı, riskli olanı büyümek,yaşama değişik hizmetler sunmak adına garanti olana tercih etmişti.
Dr. Gülşah oğluma çak diyordu, oğlumda kolunu kaldırmayı ve ona doğru uzatıp vurmayı öğrenmişti. Biz buna bile çok sevindik. Oğlumun odaklanması arttı. Hiç yapamadığı hareketleri yapmaya başladı, gövdesi güçlendi. Bacakları güçlendi, ön taraftan ellerimizle tuttuğumuzda bize doğru adım atmaya başladı. Her gün makinaya bağlandı. Makine kaslarını güçlendirmek için sırtına bağlandığında bas bas bağırıyordu oğlum.  Yan odadaki İstanbul’dan torunu için gelen anneanneyle annem arkadaş olmuştu adeta yarış halinde torunlarını çalıştırıyorlardı. Oğlumun açılmayan elleri açıldı. Artık eskisi gibi sıkmamaya başlamıştı. Fizyoterapist Murat canla başla çalışırken, oğlumda onu çok sevmiş ve verdiği komutları dinleyerek uygular olmuştu. Yine de her hastaneye gidişimizde oğlumu ve annemi babamı bir odada yatıp kalkarken, hasta psikolojisinde görmek beni hep burktu. Her ne kadar iyi olsalar da, dört günde kavuşuyor olsak ta. Babam odayı resim ve müzik atölyesine döndürmüştü. Gitar çalıyordu torununa, babamdan hiç görmediğim tüm maharetleri Çağatay görmüştü, belki de kendisi bile bilmiyordu bu kadarının onda olduğunu. Bazen geceleri eve döndüklerinde sıçrayarak uyanıyormuş Çağatay nerede diyormuş, sonrada Allah yavrum iyileşmeden canımı almasın diyormuş. Bir hastalık tüm aile eşrafını derinden etkiliyor.  Pazartesileri oğlum gidecek olduğu için huysuzluk yapıyordu. Cuma dönerken gülücükler saçıyormuş hemşirelere.
Dr. Gülşah istifasını vermişti fakat hastalarını bırakmıyordu, herkesin teker teker hatrını sorup tedavilerine devam ediyordu. Oğlumuzun bedeni hiç olmadığı kadar güç kazandı. Biz de hala orada öğrendiğimiz tüm egzersizlere düzenli olarak devam ediyoruz. Daha önceden yanlış bir şey yapıyormuşuz, fizik tedavici çalıştı diye sanki bizim hareketleri bu kadar yapmamıza gerek yok sanıyormuşuz, şimdi bizim daha fazlasını dahi durmadan yapmamız gerektiğini öğrendik.
Fizyoterapist Murat Bey haftada iki gün düzenli refleksoloji uyguladı. Yıllarca küçük büyük bir çok kişiye refleksoloji uyguladım, oğlum gibi doğum sıkıntısı yaşayan çocuklara da uyguladım, bir gün bizim için bu kadar önemli olacağını bilemiyordum. Şimdi düzenli olarak oğluma uyguluyorum, Murat’ta bir süreliğine bu görevi devraldı.Peki refleksoloji nedir ?
Refleksoloji çoğunlukla ayak olmak üzere el ve kulaklara masaj ve baskı uygulanarak yapılan bir alternatif tedavi metodu. Belirli bölgelere yapılarak vücudun çeşitli organlarını iyileştirmeye yönelik olarak uygulanır. Ayaklara uygulanan özel masaj hareketleri ile bedenin belli alanlarında toplanan enerjiyi dağıtarak vücudun kendi kendini tedavi etme yeteneğini harekete geçirme yöntemi olarak tanımlanabilir.
Refleksoloji denge kuvveti sağlayan bir iyileştirme tedavisidir. Refleksoloji tanısında refleksoloji uzmanı, kişinin ayak tabanındaki beden haritasının okuyarak ve belli noktalara temasla, organlar hakkındaki sıkıntıları büyük oranda tespit eder. Tedavisi ise; genel sağlık durumunu koruyucu özelliği ile terapist üzerine düşen görevi başarı ile gerçekleştirir. Diğer uygulanan terapilerden en önemli farkı bedenin kendini iyileştirme sistemini uyararak harekete geçirmesidir. Böylece tedaviye hiç bir yan etkide oluşmaz.(Vikipedi)
Üç ay hastanede kaldık. Sürecimizi tamamladık. Hastanedeki herkesi çok sevdik emek verdiler, kalplerini bize açtılar. Biz gidip gelirken yorulduk, annemler orada kalırken ne hale geldiler kim bilir. Öyle dua ediyorum ki Yaradan’a iyi ki bu yolculukta ailelerimiz de yanımızda aksi halde tek başına yetişmek ve dayanmak pek mümkün değil. Bana kalsa bu durumdaki insanları Dr. Gülşah’ın uyguladığı disiplin ve diğer yöntemlerle dönem dönem mutlaka kampa almak gerekli. Türkiye’de neden yapılmadığını, benim etrafımda tanıdığım fizik tedavi doktorlarının bu tarz vakalara niye böyle bir uygulama yapma gereği duymadığını hala anlayamıyorum..Evrende bir acı dolaylı olarak herkesi etkiler fakat o acı başımıza gelmemişse bizi etkilediğini anlayamayız. Bir ağacın kesilmesinden oksijenin azalıp hepimizin oksijenini eksik almak zorunda kalmamız gibi. Gerçekten ateş düştüğü yeri mi yakıyor  sadece ? Çünkü beyin bedeni kontrol edemiyorsa, beden beyne hareketleri göstermelidir elinden geldiğince, beden beyni terbiye etmelidir,içimdeki istek buna da bilinçli olan kişilerin teşvik ve destek vermesi bizleri bilinçlendirip yönlendirmesidir.
Öncelikle şifa yolculuğumuza katkılarından ve yönlendirmelerinden dolayı Dr. Gülşah’a ve tüm çalışan ekip arkadaşlarına sonsuz şükranlarımızı sunarız, hepsinin yolları açık olsun ve güzel işler çıksın hayırlı sonuçlar alsınlar…


1 yorum:

  1. john of god Türkiye diye bir site var tur tarzında bir ziyaret düzenlediğinden bahsediyor siz nasıl gittiniz bilgi verirmisiniz

    YanıtlaSil