20 Ağustos 2013 Salı

Herkese benden kocaman bir merhaba

Herkese benden kocaman bir merhaba ;
Uzun zaman geçti 7 aydır serüvenimizi yazmayı bırakmıştım. Bu ilham denilen olay da ne tuhaf bir şey.. Belki de olayın en acıklı ve dramatik taraflarını yazarken yeniden onu yaşıyor gibi olmaktan korkmuştum, ara uzadı bu arada da bir dolu şey oldu. Benim oğlum dünyanın en eğlenceli, maceraperest çocuğu sanıyorum. Terazi burcu evladım daldan dala maceralara koyulup bizi peşine takıp şifa arıyor. Bir de gidin bunu öğrenin diyor, sonra kendinize bana ve insanlara uygulayıp öğretin diyor. İnsan gerçekten de çocukları ile büyüyor. Büyümenin en önemli formüllerinden biri çocuk sahibi olmak..

Bizim aslanın doğumunda kalmıştık. Evimize gelip isminin konmasında. Çağatay’ı öyle çok istemiştik ki, özellikle ben. İnsan iç güdüsel olarak duygularının esiri oluyor sanıyorum bazen,kadın danışanlarımdan hep şikayet dinlerdim annem erkek kardeşimi ya da abimi benden çok seviyor diye. Bence bunun adı daha çok sevmek değil. Sanki benim yanımda bir erkek olacak duygusu bu.
Aynı şekilde erkeklerde de kızlarına karşı büyük tutku görüyorum. Sanıyorum burada da hayat boyu benim yanımda kalacak beni destekleyecek duygusu var. Belki de aynı cins olduğunda benden bir tane daha mı duygusu geliyordur, ben bunu zaten tanıyorum gibi..Neyse oğluma geri döneyim. Yüzünün bir yanı mosmordu ve beni anne olarak acıtıyordu. Emmesi azdı, sanki beni emerken güçsüzdü, gitgide emmemeye ve morlukları sarılığa dönüşmeye başladı. Eve geldiğimizin daha 2.günüydü, sarılık için hastaneye aldı babası. Test sonuçları yoğun sarılık çıktı ve babası hastaneye yatırdı. Bebeğimiz kendini sıkıp kasılmıştı ve eşim bunu kalsiyum eksikli olarak yorumlamıştı. Sarılık için ışık terapisine başlandı. Bu arada çeşitli uzman çocuk doktoru arkadaşları ile görüştü ve oğlumuzu onlara gösterdi. Sadece yoğun bir sarılık geçirdiği düşünüldü. Hastane odasında oğlum , küçücük çok çok az hareket eden bedeniyle,çırılçıplak ışık tedavisi alıyor, her gün tahliller yapılıyor , oğlum cansızlığından ağlayamıyor bile. Ben tahlil için kan alınırken odadan kaçıyorum ,dışarıda kapının önünde bekliyorum. Yanında babası, hemşireler ,anneannesi duruyor. Bulsam uzaya kaçacağım o anda. Sonra koşa koşa oğul inlerken sarılıp ona,dakikalarca kucağımdan bırakamıyorum..
Oysa ben şimdi sadece loğusayım. Yatağımda kucağımda bebeğimle uyumak, onu emzirip keyfini çıkarmak isterdim yaşamın, bana sunulan güzel armağanın.
Bir hamile kot pantolonum var, hala duruyor. Onu hiç unutmayacağım. Bana doğumdan sonra olan tek pantolondu ve aylarca onu giydim. Nedenini bilmiyorum. Öyle çok şey biliyor ki,öyle çok acı gördü ki o pantolon…O pantolonla hastane odasında küvezde ağlayarak çocuğumu izliyorum, hadi artık canlansın diye. Değerler düşmüyor. Tüm arkadaşları da olumlu olacak , doğum anındaki kanamada yoğun sarılık yaşamış diyorlar. Ağrılarım var mı yok mu hiç farkında değilim. Sadece hastane, oğlum, biz varız işte….. Geçmiş olsun, iyi ki doğdu ziyaretlerimize hastane odasında geliyorlar. Biz de süslü şekerlerinden veriyoruz herkese..
Hep hayalimde hiç yaşamadığım hayallerimi yapabilmek vardı oğlumla. Yapamadığım düğün, doğum şenliklerini onda yaşamak (hoş hala sonsuz umudum var) .Anne babaların hep böyle saçma sapan hayalleri vardır, yapamadıklarımızı yapsın. Bu işi bu kadar yaparken hala böyle düşünüyorum bazen işte. O bize hiç yaşamadığımız şeyleri yaptırdı ama çok farklı yollar ve yöntemlerle…..
Azar azar da olsa sarılık değerleri düştü ama sıfırlanmadı yine de sonunda hastaneden çıktık ve evimize geldik..Oğlum kilo alacağına kilo kaybetti. Bilirsiniz bir anne için bir gram kilo kaybetmesi çocuğunun ne üzücüdür. Eee kıtlık bilincinin torunlarıyız, genlere işlemiş aç kalacak korkusu……Oğlum ememedikçe , biz babasından gizlice mama yapıyoruz. Ağzına kaşıkla mama takviyesi yapıyoruz (Ay İsmail bu kısımları okumasa bari ,hala haberi yok ). Babası görecek diye korkudan ödümüz patlıyor.
Babam veya annem kapıda nöbet bekliyor , İsmail gelirse birisi öksürüyor, olayı anlıyorum ve anında toparlanıyorum.
Benim biricik kocam Edirne’de doğal yollarla, en az ilaç vererek iyileştiren doktor olarak tanınır. Bu yolu benimseyenler, kocamı seçerler.
Mamaya karşıdır, ısrarlıdır anne sütüne. Buna ve bu konuya gayretine sonsuz saygım var ama annelik başka bir şey sanırım. İlk yavrum kızımda bir damla mama vermeden 2 yıl emzirme süresi geçirdik. Kızım gerçekten çok sağlıklı şimdi, ilaç milaç bilmez. Azıcık gribal bir şey olsa, önemli değil bu, yarın geçer deriz ve gerçekten geçer. Ya da en fazla vitamin veririz, ardından bu ilaç çok güçlüymüş hemen geçiriyormuş deriz 2. Kaşıkta iyileşir.
Ama oğlumuzda hiçbir kural işlemedi. İsmail (kocam) çok haklı, onu normal bir çocuk sanıyordu o anda ve ona göre davranıyordu. Kuralları vardı İsmail’in, tüm ezberlerini bozdurdu babasının ve benim…
Tam bir ezberbozduran evlat….
Babası mama verdirmezdi, mecburen verdik. Babası yalancı emzik verdirmezdi mecburen onca fizik tedavi ve ağrılı operasyonda oyalansın diye, ağlaması azalsın diye verdik, yürüteç vermezdi yürüyebilsin diye yürütece koyduk. Yaşam gerçekten enteresan. Her şey, her kural insana ve duruma göre değişebiliyor . İnsanoğlu kurallara takılıp kalmadan ya da kurallara uymamak zorunda olmanın suçluluğunu bırakarak yoluna devam etmeli bazen.Bir bakıyorsun hayatta yapmam dediğin şeyin başrolündesin bazen..
Benim için çok değerli olan bir arkadaşımın sözünü hatırlarım daima “Bir şey sana iyi geliyorsa doğrudur. Bu iyi gelen ne olursa olsun”. Bi< de o an iyi geleni uygulamak zorunda kaldık Çağatayda.
Belki de diyeceksiniz ki hani bu çacuğun adı İsmail Toprak’tı nereden çıktı Çağatay. Zamanla onu da anlatacağım….
Bilmiyorum ki bazen öyle yorgun hissediyorum ki kendimi. Oğlumuzun öğrettikleri bize milyonlarca kattıkları mı yoksa bizim bildiğimiz geleneklerle, tabi ki çocuğumuz normal bir çocuk olup normal yolla hayata devam etmek miydi kıymetli olan…..Herkese Allah tarafından sunulmuş değişik bir plan var işte.. Benim duam herkesin çocuklarıyla yaşamın sunmuş olduğu planı kolay olsun.
Önce mama vermenin vicdan azabını iliklerime kadar hissettim. Çünkü annem beni de kardeşimi de 2 yıl emzirmiş. Ben kızımı 2 yıl emzirdim. Kuralı bozacağım, hak geçecek bir kardeş daha fazla benden almış olacak diye aklım çıkıyordu. Her an dua ediyordum. Lütfen Allahım oğlum 2 yıl emsin…
Benim oğlum hiç yaramaz olamadı. Diğer çocuklar gibi bizi hiç yormadı, hala da öyledir. İlgilendiğin sürece yaşama davet edercesine insanı mutluluk içindedir. Hep güler ve eğlendirir. Nasıl yapıyorsa bunu da anlayamadım hiç.
Fakat yaşam bizi onunla ilgili zorlu tünellerden geçirdi.
Günler geçti, oğlumuzun göbeği düştü.
İsmail’in göbeği Bulgaristan’da köyde düştüğünde , doktor gelmiş çocukları muayene ediyormuş. Doktor o anda anneme göbeğini kitap arasına koy benim gibi çocuk doktoru olsun demiş.Yora yora Allah vere, kocam 25 yıldır çocuk doktoru işte. AAA bak benimkini sormadım anneme, nerelere koymuş acaba..
Biz de büyük bir heyecanla, oğlanın göbeğini nereye koyalım, nereye koyalım. En iyisi en sevdiğimiz bizim için büyük bilge olan üstadımız OSHO’nun SIR kitabının arasına koyalım dedik. Onun gibi korkusuz,hayatı okuyan,okuduğunu yaşayan ve bilge biri olsun..Aman Allah’ım talebin büyüklüğüne bak, kolay mı oldu OSHO OSHO…….. Sanırım anne babalar hep ilgi alanlarına göre çocukları yönlendirmek istiyorlar. Zaman geçip onlarca şeyi yaşadıktan sonra, ben kimim ki onun işine karışacağım düşüncesine haiz oldum. Oğlum sağlıklı ve mutlu bir birey olsun fazlasıyla yeterli bizim için gerisi, seçimleri ona kalmış……..


Neyse göbek hala SIR kitabının arasında duruyor . Yaradan onun için ne planladıysa öyle olsun. En güzelinden, en kolayından yaşam sürsün bundan sonra.
Bir gün İsmail işten eve geldiğinden oğlumuzun başındaki şişlik bir anda inivermişti ve ön frontal bölgede kemiklerde üst üste geçme vardı. İsmail emziremiyorsun susuz kaldı dedi. Zaten evde her gece şöyle emzir böyle emzir konuşmaları var. Ben diyorum ki anneyim daha önce 2 yıl emzirdim , İsmail diyor ki yeterince ememiyor ben doktorum biliyorum… Neyse keşke emziremediğim için olsaydı bu olay…
Bir süre sonra iyice indi şişlik ve kafa tasındaki tüm kemikler üst üste geçmişti. Aman Ya Rabbim bu ne hal . Böyle bir şey ne duydum ne gördüm. Çok enteresan böyle bir baş eşim de görmemiş hiç, 20 yıllık doktorluk hayatı var ve binlerce hasta öyküsü. Niye yollamamıştı böyle bir vakka Allah ona acaba. Müthiş bir telaş ve anlama çabası var ikimizde de. Bize ne derler acaba, nedir bunun anlamı şimdi, oğluma bir şey olacak mı ??????????
Bu arada Facebooktan bir anne hikayesi :


Annelik hikayesi ...

1. Okudum ki: Doğduğunda mutlaka sadece anne sütü verilecek. Yoksa biberona alışabilir veya "emzik karıştırma sorunu" yaşayabilirmiş.Yaşadım ki: Bebişin kilosu önemli miktarda azalır ve doktor formula ver derse, aynen formula takviyesini dayıyormuşuz.2. Okudum ki: Sallayarak uyutmaya alıştırmamak lazımmış.Yaşadım ki: İlk 3 ay bebişin uyuması için her yol mübahmış.3. Okudum ki: Bebeğimizi memede veya biberonda uyutmamak lazımmış.Yaşadım ki: Bebiş uyuyacaksa uyusunmuş, ister memede, ister biberonda, ister bacakta sallanırken...4. Duydum ki: Aman her gak guk dediğinde bebeği kucağa almayın; kucağa alışırmış, şımarırmış.Yaşadım ki: Kucağa alışma diye diye birşey yokmuş. bebişimizi bol bol kucaklayıp, sarılıp öpecekmişiz. Güven duygusunun gelişmesi için ağladığında cevap verecekmişiz. Sonra çombak zaten kucaktan kaçmak için solucan gibi kıvranacakmış.5. Okudum ki: 6-7 aylıktan sonra gece beslemelerini kesecekmişiz.Yaşadım ki: Bu lafi edenler yavrularımız gece uyanıp ağladığında mıçlarında pireler uçuşarak beşinci uykularını uyuyorlarmış. Biz ise gidip güzelce beslemeye devam ediyormuşuz.6. Okudum ki: İlk dişler ortalama 6. ayda çıkarmış.Yaşadım ki: İlk dişler 11. - 12. ayda da çıkabilirmiş.7. Okudum ki: Bebeklere TV seyrettirilmemesi gerekirmiş.Yaşadım ki: Yavruya yapılacak başka animasyon kalmadığında ve yavru sıkıntıdan sınır küpü olduğunda (az da olsa) TV imdadımıza yetişirmiş.8. Okudum ki: 1 yaşını geçtiğinde biberonla süt/su vermeyi bırakmak gerekirmiş.Yaşadım ki: Başka türlü süt içmeyi kabul etmiyorsa biberonla vermeye devam edilirmiş.9. Duydum ki: Çocuklar 1 yaşından evvel tuvalete alıştırılabilirmiş. (Ya da: annem, ben, kardeşim vs)Yaşadım ki: Yavru hazır olmadan hiçbir şeyi zorla yaptıramazmışsınız.10. Düşündüm ki: Biyoloji bilgilerime dayanarak ailede çoğunluk sarışın ise ben de kabak kafalı bebish bekleyebilirim.Yaşadım ki: Çocuğun kesinlikle sana benzemeyebilir hatta uzak atalarından birine bile çekebilirmiş.11. Düşündüm ki: Sonsuza kadar yavruşumu emzireceğim.Yaşadım ki: Sütüm tahminimden evvel azalabilirmiş, hatta kesilebilirmiş.12. Düşündüm ki: Bunların hepsini ben tek başına yaparım. Kimseye ihtiyacım yok.Yaşadım ki: Annem olmasa bu çocuk 2 aylık olmazmıs. Belki olurmuş ama o zaman ben böyle olmazmışım.13. Duydum ki: Ooooo onların zamanında onlar yokmuş, bunlar yokmuş, annelik çok zormuş.Yaşadım ki: Annelik hala zor.(Yazı internetten buluntu)
Çünkü kalbin yaydığı elektrik akımı (EKG) beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kat daha kuvvetlidir.
Kalbin manyetik alanı ise beyinden beş bin kez daha kuvvetlidir!
Bunu bilmek neden önemli?
Çünkü ancak tüm kalbinizle inandığınız ve duygularınızla desteklediğiniz şeyler gerçekleşecektir.
Burak Özdemir çok güzel bir yazı yazmış,acaba bu acılarının içinden güçlenerek çıktıklarının farkında mıydı bu insanlar. Bence farkında olsalar çok güzel olurdu. O özel çocuklarının yada acılarının onları ne kadar büyüttüğünü görseler. Benim Çin burcum da yılan ya, yılan kendin feda eden kurban edendir, sağlık işareti bile yılanlıdır ..Bunları yazmayı da o yüzden kendime görev biliyorum, ihtiyacı olanlar yararlansın inşallah. Tombul erkeğim Çağatay çok tatlı oldu maşallah. Bu günlerde geceleri onunla,kızım kankalarım Remziye ve Ebruyla Darül Hadis Camiine gidip su ,meyve suyu ikramı yapıyoruz..Sonra dualarımızı ediyoruz, gece saat 01’e kadar oralardayız. Ölmüş şehzadelerin mezarları da var orada .Akşam bir şey oldu. Namaz bitti teyzenin biri arkadaşları ile konuşuyor.Bu camide edilen duaların hepsi kabul olurmuş diye. Eğer bu doğruysa evrende hiç tesadüf yoksa , boşuna gitmiyor insanın ayakları o camiye, imamı da bir süslemiş camiyi gördüğüm, en sempatik, en bakımlı cami vallahi..


06.08.2013
Bu gece yeni ay var. Yeni ay yeni dileklere gebe, yeni dileklerin olmasına gebe….
Bu gece için neler yazmışlar sizle paylaşmak istiyorum. Yeni aylarda ,dolun aylarda kocaman denizler ummanlar bile etkileniyor da insanoğlu etkilenmez mi ? Tabi ki etkileniyor.. Her dolunayda Çağatayımdan sonra çalışma yaptık düzenli olarak. Dolunayda bırakmak istediklerimizi, yeni ayda yen oluşturmak istediklerimizi yazdık kağıtlara. Meditasyonlar, Esma’ül Hüsnalar yaparak yazdığımız kağıtları yaktık. Yaktığımız kağıtlar , yanmalarıyla ateş elementini oluşturdular. Sonra yaktığımız kağıtları su ile söndürürdük, su elementini kullandık. Kalan artıkları dışarı çıkarak havaya savurduk. Burada da önce hava elementini kullanmış olduk, sonra parçalar yere düştüğü için toprak elementini kullanmış olduk.Tüm elementlerin bir arada kullanılması güçlü bir enerji yaratıyor çalışmalarda…Hz. İsa ama kişinin gözlerini iyileştirmek için önce kişiye ısrarla sormuş. Gerçekten görmek istiyor musun? Buradan da anlıyoruz ki şifada bizim ısrarımız yoktur. İnsanın gerçekten istemesi vardır. Bir de kişinin bir şeyi istediğini zannedip, içsel olarak yaşadığı acıdan beslenip istememesi vardır. Bazen de bizim ruhun tekamülüne karışmamız ve ısrarla başkasının yerine şifa dilememiz vardır. Halbuki olmuyorsa mutlak hayrı vardır. Ama gel bunu kalbine anlat, gel bunu zihnine ve egona anlat. Biz Allah’ı evreni hep zorlarız. Benim dediğim gibi yap, benim dediğim gibi yap diye, oysa olmayan bir şeyde daima hayır olduğunu gördüm hep. Neyse İsa ‘ dan devam edelim kişi gerçekten görmek istediğini bildirdiğindeHz. İsa’ya, isa tükürüğünü yere sürmüş toprakla karıştırp, duasını edip kişinin gözlerine sürmüş ve kişinin gözleri açılmış. Duyduğunda insana iğrenç geliyor ama düşündüğünde tükürükte 3 element var.Hava,su ve ateş, toprağa tükürmesi de toprak elementini temsil ediyor, tüm elementler onun dua enerjisiyle birleşmiş kısacası..Kendi dolunay ve yeni ay çalışmalarına gelirsek eğer niyetlerimizi hep olumlu şekilde yaptık. Olumsuz cümlelere yer vermedik. Cümlelerimizi şimdiki zamanda kurduk, olacak gibi cümleler hiç kullanmadık. Yazdıklarımızı hayal ettik,hayal ederken de mutlaka duygu kullandık. Bilim adamları kalpte de beyin gibi sinampslar olduğunu fark etmişler. Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı!
Bu güne kadar ne enteresandır ki, Allahtan ne dilediysem oldu, 21 aydır da ısrarla Çağatayıma dilyorum şifayı. Oğlumun en hayırlı şekilde iyileşebilmesini……
Bu günlerde şöyle bir duygu içindeyim.. Biz Joao’ya gittiğimizde ve bana göre böyle bir olay yaşamak mucizenin ismiydi, hoş hermetik simya hocamız mucizenin olmadığını sadece Allahın bize verdiği fabrika ayarlarımıza geri dönüşün olabileceğini söylüyor. Zihnin eskiden beri getirdiği korku ve endişeleri terk ettiğimizde gerçek ruh ve kalp gelir bunların hamuru sevgidir ve bu hamura ulaşınca mucize denilen şey görünür olur. Tabi bunları anlatırken bir sürü kişi hadi canım diyecek,bu kadar kolay mı ? Tabi ki kolayca yazılan bu durum bu hal sadece büyük üstatlara nasip oluyor belki de..Bütün nihai amacımız buna dönebilmek. Benim için zor oldu, herkese kolayca nasip olsun inşallah. Joaodan devam edeyim orada onun sürekli tekrarladığı cümle şifayı veren Allahtır dı. Ben hiçbir şey yapmıyorum yapan Allahtır. Özel psişik ameliyatlara seçilenler de Allah tarafından bana söylenenlerdirdi. Anladım ki orada benim çocuğum Allah tarafından seçildi, gerisi de ,ne kadar iyileşeceği de Allaha kalmış. Kısacası ben oğlumu Allaha teslim ettim. Etmenin de huzuru içindeyim. Bu güne kadar ki tüm çabalarım tamamen başaramadım menşeiliymiş. Bir annenin başaramadım duygusu ne acıdır. Ne yapsam olmuyor ben gerekli olanları yapıp, doğru yerlere ulaşamadım duygusu. İçinde barındırdığın suçluluk duygusu. Ondan mı oldu, bundan mı oldu duygusu. Her yeni bulduğun teknikte ay geç kaldım. Daha önce bulsaydım farklı olur muydu duygusu insanı içine alır , kasıp kavurur. İçinden çıkılmaz bir bulmacaya dönüşür hikaye. Aç gözlü olduğuma karar verdim, dünyanın bütün terapilerini en hızlı şekilde yalayıp yutmalıydım sanki, hiç olabilir mi böyle bir şey mümkün müdür ki. Her şeyi yapsak ta bir yere kadar gücümüz var. Rabbin izin verdiği yer orası da….Gazetelerde Joao ile ilgili haberlerimiz çıktı boy boy. Bilirsiniz köpeğin insanı ısırması haber değildir de insanın köpeği ısırması haberdir ya , bizim haberimiz de doktor baba şifacıya gitti olarak adlandırıldı. Biz bu haberin duyulmasını istedik. Neden şifası bulunamayan bir kişiye ışık olursa Joao biz mutlu olacağız. Ardından bize telefonlar gelmeye başladı. Bu tür sıkıntıları olan kişiler bizi aradı ve arıyorlarda. Hepsi değişik mesleklerdendi. En önce fark ettiğim hepsinin acayip bilgili olmasıydı bu konularda. Bir doktor gibi tıbbi ve bütüncül tıbbi yöntemleri öğrenmişlerdi. Deneyimleri bilgelikleri önlerinde saygıyla eğilinecek türdendi..Ver hepsi de beni de aydınlatmak istiyordu. Biz şunu yaptık siz de biliyor musunuz? Biz bunu yaptık denemek ister misiniz türündendi. Anladım ki dünya üzerinde normal kabul edilen çocukların aileleri nasıl birbirlerine okul kitap vs.tavsiyelerinde bulunuyorlarsa, burada da aynı durum söz konusuydu. Ruhları nasıl da büyümüştü, nasıl da güzelleşmişti. Mesela dün yürüme robotu diye bir şeyin olduğunu öğrendim. 3 yaşından büyük beyin felçli,yürüme engelli herkesin girebileceği makineler ve çok güzel sonuçlar alındığını öğrendim. Çok az gören insanlar için göz fizyoterapisi olduğunu Almanya’da 3 boyutlu,ışıklı makinelerin olduğunu ve karanlık odada bunlarla çalışılmasının yararlı olduğunu.. Her arayan ayrı bilgi veriyor ve bunların paylaşılmasını istiyor.. Varoluş her türlü yokluğun içinden güçlenerek çıkmaktır diyor
Mevlananın bir sözü var. İşlerin ters gittiyse duanın zamanı gelmiştir diye, insanın dönem dönem inandığı şeylerle baş başa kalması gerekiyor bence. İnancı ne olursa olsun ona iyi gelenle kendini güçlendirmesi gerekiyor. Yani dolmadan boşalamazsın, boşalmadan da dolamazsın işte……
İnsan böyle bir acı başına geldiğinde istisnasız her yolu deniyor. Bence denemelidir de. Bize herkes durun artık yeter dese de kendimizi kontrol edemedik. Bazı ebeveyn olan , kalbiyle hareket eden arkadaşlarımız kimse sizi bu konuda ikna edemez içinizin sesi dur diyene kadar durmadan devam edeceksiniz demişti. Güzel söz sanırım bende danışanlarıma başımıza gelen bu olaydan sonra bunu söylerdim artık durman gerek ama kalbin sana dur diyene kadar her yolu deneyerek yoluna devam edeceksin diye. Yola devam etmek derken aklıma geleni anlatmak istiyorum. Yıllardır bu kişisel gelişim ve şifa camiasının içindeyim, bazıları gönlüme değdiği ve gerçek şifacı diyebildiğim kişilerdendir. Bunlardan biri de Cenk Sertdemir’dir. İsmi gibi sert ama dibine kadar samimidir,işini çok iyi bilir. Gerçeği yüzüne apaçık söyler çekinmeden. Çağatay 7 aylık olduğunda İstanbul’da Mehmet Hocada eğitimim vardı. Suadiye Residance Çağatay’ın ne hikayelerine şahit oldu. Doğduğu günden itibaren tüm derslerimde onu da götürüyordum. Hotelle sınıfımın binası yan yana, bu konuda çok rahat ettik. Her ders arası gider onu görür, emzirir gelirdim. Öyle şanslıyım ki müthiş arkadaşlarım var, hepsi de bu işlerle ilgileniyor ders arasında gelirler ve bir çalışma yaparlar sonra geri dönerdik. O günlerden bir gün Cenk bizi kırmadı ve geleyim görüşelim dedi. Fakat Çağatay ile ilgili hiçbir şey bilmiyordu, neden yanımıza geldiğini de bilmiyordu. Ziyarete geldiğini biliyordu sadece. Gelirken eşini de almış yanına ve eşinin ruhlarla konuşabilme özelliği varmış. Hotelin merdivenlerinde Çağatay onunla iletişim kurmuş. Lütfen söyle annemle babama İsmail Toprak ismini değiştirsinler, ikisini de beğenmiyorum demiş. Sonra odamıza geldiler. Cenk Çağatay’a çalışma yaptı oğlunuz iyileşecek, koşturup durmayın,ona güvenin dedi. Hangi anne baba çocuğunun büyüdüğüne inanmış, gücüne inanmıştır ve onu bu haliyle özgür bırakmıştır acaba diye düşündüm,onun başına gelseydi ne yapardı acaba. Durun artık durun dedi. Bize kendi hikayesini anlattı. Biz Almanyadayken, annem bana hamileliğinin son günlerinde merdivenlerden yuvarlanmış, sanırım ben de oğlunuz gibi travma geçirmişim ve 2.5 yaşıma kadar hiç yürümemişim, şimdi bana bakın ne kadar güçlüyüm dedi. Beni bu hikaye öyle rahatlattı ki anlatamam size. Zaten bizim yolculuğumuzun içinde bu tarz hikayeler beni hep umutlu kıldı, daha ileriye taşıdı, inancımı güçlendirdi. Sıkıldıkça engelli olup onu aşmış insanların hikayelerini okudum ve dinledim……
Cenk yıllar önce bir gün Rusya’ya Kızıl’a gitmiş, orada Türk Şamanlar yaşıyormuş. Kızılda Şaman Şifacılar varmış. Cenk’in gezisi sırasında buraya gel ve şifacı ol demişler. Sonra yine gitmiş ve 3.5 yıl kalıp Ruslar tarafından psişik şifacı ünvanı almış.
Oğlumuza enerji çalışması yapıp, koluna bir kırmızı ip bağladı. Bu ip kendi kendine kolundan kopana kadar çıkarmayın dedi ve sonra oğlunuzun dediğine kulak verin ve ismini değiştirelim dedi. Sonra doğum sayılarına baktı ve bu çocuğun su enerjisine ihtiyacı var dedi. Su gibi çağlayan bir isim olsun ÇAĞATAY koyalım dedi veee ismini Çağatay koyduk. Bizim için hoş görünse de karşıdan radikal ve iç acıtan bir karardı ama mantıklı düşündüğümüzde herkesin kendi ismini koyma özgürlüğüne sahip olması gerektiği duygumuz vardı. Aylar sonra sevdiğimiz Tarihle ilgilenen bir arkadaşımızdan Çağatay’ın Cengiz Hanın oğlu olduğunu ve Cengizin Deniz anlamına geldiğini öğrendik. Denizin oğlu Çağatay….İsmi koyulduğunda eşimle ikimiz Çağatay bugün ilk defa doğdu dedik. Bugün her şey çok güzel ve o sağlıklı Çağatay olarak hayatına devam edecek. Cenk ve eşini alıp en sevdiğimiz mutfak olan Çin mutfağına gittik ve kutlama yaptık. Bir süre insanlara oğlumuzun ismini değiştirdik demek bize sıkıntı verici geldi, titrek seslerle gizli saklı söyledik insanlara ve oğlumuza Çağatay’ı. Yaşam insanı her şeye alıştırıyor ve sonra buna da alıştık.
Oğlumuzun başının şişliğinin inip bizim yaşadığımız şoktan devam etmek istiyorum(yaklaşık 1 aylık olduğu döneme)
Alık balıklar gibi bakınıyorduk boş boş ve çaresizce dünyaya.Önce gidip Devlet Hastanesine başına ultrason çektirdik, tüm korkumuz beyninde hasar olmasıydı. Ultrasonda bir şey çıkmadı ve beyin iyi durumda dediler,biz biraz ferahladık. Ama başındaki kemiklerin durumu için hemen Edirne Tıp Fakültesine koştuk. Eşimin değerli arkadaşı Dr. Ülfet oğlumuza baktı ve bu kranyosinostozis galiba dedi. Bunun için kemiklere bakmamız gerek ve tomogrofi çekilmesi gerek. Öyle üzgünüz ki ne olacak şimdi, Allahım ne olacak şimdi, biz bu çocuğu öyle çok istedik ki, bu mu gelecekti onun başına, bu mu gelecekti bizim başımıza.Yüreğimiz yangın yeri. Bu yaşıma kadar onca sıkıntı,acı , cefa gördüm hepsi de ne anlamsızmış, ne boşmuş, ben onlara mı üzülmüştüm.Ne boş şeylerle uğraşmışım, yaşadığım her şeyin yaşanılabilir ve geçebilir olduğunu görmüştüm sonuçta ama bu ne olacak şimdi, oğlum ne olacak şimdi,biz ne olacağız şimdiiii….. Yanıyorum,yanıruzzzzz….Hiçbir şey acımı dindirebilecek güçte değil..
Kranyosinostozis denen şey, kafatasındaki bazı kemiklerin yapışık olmasıymış ve ameliyatla kemiklerin ayrılması gerekliymiş. Yoksa beyin büyüyemezmiş. Kemikler açıldıktan sonra aylarca başında kaskla gezmesi gerekliymiş. Tomografi için bile bu kadar küçükken, böyle büyük bir ameliyatı nasıl yaşar bu bebekkkkkk, benim bebeğimmmmm???????
Akşam eve geldik, bebek kucağımda, kontrolsüz ağlıyorum, ağlıyoruz, bebek kucağımda öyle masum ve güzel ki…Ne oldu şimdi, doğumdan daha 4 gün önce doktora gittik, oğlumuza kapsamlı baktı doktor ve her şey mükemmel dedi. Görünmezmiydi, bu kafatasının kemikleri yapışıksa ultrasonda…
İnternet başında ağlayarak saatler geçiriyorum. Nedir bu kranyosinostozis, babası başka köşede bilgisayarda..Dünyadaki bütün makaleleri okuyoruz vakaları ameliyatları seyrediyoruz..
Elimizde mezura her dakika başını ölçüyoruz, bir milim büyüme yok. Küçücük bebeğim sanki anlıyormuş gibi ve bana göre mutlaka anlıyordu mezurayı hissettiği anda ağlıyor sanki lütfen artık beni bırakın der gibi.
İsmail ve ben birbirimizi üzmemek için gizli gizli ölçüyoruz kafasını büyüme yok , ne olacak şimdi. Bir yandan da başkaları ne der korkusuna giriyor egomuz ve başını her zaman kapalı tutyoruz. Daima başında şapka var. Sonradan öğrendik ki , bıngıldak bebeklerin Allahla, evrenle bağlantı kanalıymış ve bebeklerin o bölgeleri zaten açılıp,gösterilip ellenmemeliymiş. Ama kemikler öyle birbirinin üstüne geçmiş ki çocuğumuzun açık bir bıngıldağı yokkkkkkkkkkk……..
Almanyadan kuzenim ,canımın yarısını arıyorum sürekli yada o beni arıyor. Nerede ameliyat ettirilebilir , ne yapılabilir diye. Bilgisayarda kranyosakral diye bir sistem gördüm Alman icadıymış, kafatasına çalışılıp, kemikler esnetilebiliyormuş. Alman bir doğum hemşiresiyle görüşmüş kuzenim ayrıca ne acıdır ki bizim ülkemizde hala bulunmayan homeopatik ilaçların içinde Arnica Montana diye bir ilaç varmış, eğer iç kanama varsa hemen alınırsa kanamayı durduruyormuş. Yani biz doğum anında beynin içinde kanama olduğunu anlasaydık ve bu ilacı verebilseydik eminim ki, hasarlı bölgeleri çok daha az oludu oğlumuzun…Hemşire Arnikayı Seraba söylediği gibi, Serap alıp yolladı ama bizim için çok geçti aslında. Beyindeki kanama geçeli günleeeerrr olmuş, geçmiş ola. Yine de verdik. Bu arada İsmailin homeopatiyle ilgili hiç bilgisi yok tabi haklı olarak, çünkü bizim ülkemizde geçerli değil hala. Yeri gelmişken homeopati nedir diye kısa bir not düşeyim sizlere Şaduman Karacanın kaleminden.
Homeopati eski yunancadan gelir ve homeos (= benzer) ile pathos ( = acı çekmek, hastalık) kelimelerinden oluşur, benzeri benzer ile tedavi etmek anlamina gelir.
Yaklaşık 200 yıldan beri Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaygın olarak uygulanan bu Doğal Tıp ( veya Alternatif Tıp) yöntemi insanı bir bütün olarak ele alır ve asil olarak semptomlardan ziyade insanı tedavi etmeyi amaçlar. Homeopatik tedavide, doğanın değişik alanlarından seyreltilerek elde edilen ilaçlar, kişinin kendi kendini doğal bir şekilde iyileştirmesi için vücuda ivme verir. Bu tedavi şeklinin etkili bir yöntem olduğu sağlıklı insan üzerinde binlerce kez ispatlanmış olup bilimsel bir sistem olduğu kabul edilmiştir.
Homeopatik ilaçlar; bitkilerden, hayvanlardan, minerallerden ve insanlara veya hayvanlara ait hastalıklı dokulardan yüksek oranda seyreltilerek etkin hale getirilir. Belli bir seyreltme noktasından sonra artık ilacın elde edildiği madde yok olur ve sadece onun enerjisi veya o maddenin ruhu olarak nitelendirebileceğimiz kısmı kalır. Bu bağlamda ana zihniyeti şu şekilde açıklayabiliriz: sağlıklı bir insanda hastalığa yol açan bir madde çok az miktarda alındığı takdirde sözkonusu hastalığı hasta bir insanda tedavi eder. Bu süreç içinde hasta insanın sahip olduğu yaşam gücü aldığı ilaçla dahada güçlenmek için harekete geçer ve vücudun kendi kendini iyileştirmesini sağlar.
Homeopati kendi başına bütünsel bir tedavi sistemi arzetmektedir. Her ne kadar tanımlanırken aşı mantığı üzerinden açıklanmaya calışılsada esasen bir aşı uygulaması ile alakası yoktur. Homeopatik ilaç ile yukarda açıklandığı üzre maddelerin seyreltilmiş ve maddesellikten uzaklaşmış formları kullanılmaktadır. Aşı da ise hastalık ajanları ölü veya canlı olarak direkt vücuda verilir ve vucut bunlara karşı koyabilmak için ankor üretir. Homeopatide ise adeta verilen ilaç ile o maddenin enformasyonu üzerinden yalancı semptom oluşumuna yol açılır ve bu semptomu yok etmeye çalışırken vücut esas hastalığıda ortadan kaldırır. O nedenle homeopatik ilaçlar sağlıklı insanlar üzerinden denenerek olumlu sonuçlar sonucu simya kitaparına (Materia Medica) alinmıştır. 
Homeopati genelde hastalık semptomları olması durumunda uygulanmaktadır. Sadece kanser durumunda aile anamnezinde yoğun kanser vakaları var ise ve söz konusu kişide de sistemsel zayıflıklar gözlemleniyorsa kanser koruması kullanilır, fakat bu maddesel değildir, daha ziyade o kişinin kanserden korkusunu yatıştırmak içindir. Dolayısı ile de önemli oranda kanser oluşumunu engellediğini deneyimlemekteyiz. Fakat kanser vakası durumunda kanser aşısı olarak homeopatik ilaç kullanılmaz. Ancak Antropozofik Tıp eğitimli homeopatlar veya hekimler ökseotu preparatları ile özellikle ökseotu iğnesi ile Almanya'da oldukça başarılılar. Unutmamak gerekirki Antropozofik tedavi sürecine girmiş bir hastaya bütünsel yaklaşıldiğı için tedavi sürecini olumlu şekilde etki eden daha bir çok tedavi yöntemi de uygulanmaktadır. İşte bunların tamamının sonucu tedavilerde başarı elde edilmektedir.   
Homeopatik tedavi genelde akut veya kronik hastalık tedavisi şeklinde uygulanır. Özellikle kronik hastalıkların tedavisi hastanın genel yapısına yani konstitusyonuna hitap eden bir ilaçla yapılır. Bu tedavinin süresi ise hastalığın aşamasına, o ana kadarki uygulanan diğer agresif tedavi yöntemlerindeki alınan ilaçlara, vurulmuş olan aşılara ve hastanın gösterdiği çabaya göre değişir.
Homeopatik tedavi şekli detaylı bir görüşme (ilk anamnez) sonrasında tamamen hastanın yapısına ve hastalığın karakterine göre homeopat tarafından belirlenir. İlk anamnezle birlikte hasta ve uzman homeopat ortak bir gelişim/değişim sürecine girerler ve hasta kendini iyi hissettiği zaman bu süreç tamamlanmış olur. Homeopatik ilaçların alınma sıklığı da hastanın durumuna göre değişir. Bazı ilaçlar bir kereye mahsus verilir, bazıları her gün ve bazıları ise gereken durumlarda alınır. Hasta tamamen kendisini tedavi eden uzman homeopatın talimatı üzerine hareket etmelidir. Bu arada uzman homeopat hastanın uyması gereken diğer hususlar konusunda hastaya da bilgi verir. Hasta bu hususlara uymalı ve uzman homeopatına kontrol görüşmelerinde durumundaki gelişmeleri rapor etmelidir.
HOMEOPATININ SINIRLARI VE BAŞARILARI
Her tedavi alanında olduğu gibi tabiiki homeopatininde sınırları vardır ve gerektiğinde diğer tedavi yöntemleriyle beraber çalışmalıdır. Kanser gibi hastalıklarda kanserin aşaması ve bazı hastalıklarda vücudun yıpranmışlığı tedavinin başarısını belirler. Ya da ağır organ hasarı sözkonusu olan bir hastada başka yöntemlerinde tedaviye dahil edilmesi gerekir. Diğer yandan homeopatik tedaviyle uyuşmayan durumlarda var. Örneğin hasta düzenli olarak Antibiyotik, Kortizon, iltihap dindirici vs. alıyorsa homeopatik tedavi başarılı olamayabilir. Ayrıca çok nadir de olsa bazı insanların homeopatik ilaçlara karşı aşırı hasassaslığı ya da aksine duyarsızlığı gözlemlenmiştir. Bu konuda homeopatlar farklı görüşlere sahiptirler.
Homeopatinin başarı gösterdiği alanların bazıları:
  • Migren ve diğer baş ağrıları
  • Çocuk hastalıkları ve gelişim problemleri
  • Alerjiler, Cilt hastalıkları
  • Solunum yolu hastalıkları, Astım
  • Romatizma, eklem ve kemik hastalıkları.
  • Depresyon, Panik atakları, korkular,
  • Uykusuzluk, değişik kriz dönemi problemleri
  • Üşütmeye yönelik hastalıklar, Grip ((Üst Solunum Yolları Enfeksiyonları -ÜSYE)
  • Kadın hastalıkları, menstrual düzensizlik
  • Kadınlarda buhran dönemi, menopoza giriş zorlukları
  • Kıskançlık, ağır üzüntü,
  • Kanser önleme, kanserin tamamlayıcı tedavisi ve kemoterapi sonrası tedavi
  • Degişik organsal hastalıklar (kalp, sindirim sistemi, akciğerler, kemik, kas vs.)
  • Psikosomatik hastalıklar
  • Şeker, Karaciğer hastalıkları
  • Böbrek ve idrar yolları hastalıkları
  • Ve başka birçok hastalık
Tarihden Günümüze Homeopati
Homeopati “maddeler seyreltildikçe etki güçleri artar“ prensibine dayanmaktadır.- Bu prensip tarihte ilk defa antik Yunan döneminin en tanınmış hekimi olan Hippokrates tarafından farkedilmiştir. Daha sonra bu doğa yasası 16. yüzyılda Alman gezgin, Hekim ve Simyacı Paracelsus tarafından oldukça yoğun bir şekilde araştırılmıştır. Fakat bu doğa prensiplerini ilk defa Doktor, Eczacı ve Kimyacı olan Samuel Hahnemann kendi üzerinde yaptığı denemelerle doğrulamış ve bu gücü hastalıkların tedavisinde kullanmayı bir bilim haline getirmiştir.
Christian Friedrich Samuel Hahnemann 1755 de Almanya’nın küçük bir şehrınde Meissen’de ( bugün Dresden’e bağlı) doğmuş. Tıp, eczacılık ve kimya öğrenimlerini bitirdikten sonra kısa bir süre hekim olarak çalışmış ve müteakiben bu şekilde doktorluk yapmayı red etmiş ve bildiği 7 lisanla çeviri yapmayı tercih etmiştir. Çeviriler esnasında Kınakına ağacının (Latinamerika’nın tropik bölgesinde yetişir) kabuğunun sağlıklı bir insan tarafından alındığında malarya ( sıtma ) hastalığına benzer semptomlar gösterdiğini öğrenmiş ve kendi üzerinde bunu defalarca denemiştir. Bu şekilde tedavi yapılması kanısına varıp bir dizi deneme ve olumlu sonuçlar aldıktan sonra bunları ana eseri olan “das Organon“ adlı kitabında bilimsel bir hale getirmiştir. Böylece Homeopati modern ve doğal bir tedavi yöntemi olarak doğmuştur.Hahnemann uzun süre Almanya’da Homeopat olarak hasta kabul etmiş ve hayatının sonuna kadar (1843 / Paris) yaptığı araştırmalar hakkında çok sayıda kitap yazmıştır.
Hahnemann klasik Homeopatide üç temel prensibi öngörüyor.
  1. Benzerlik prensibi: “Similia similibus curentur“ “Benzeri benzer ile tedavi etmeli“
  2. İyi bir homeopatik ilaç tanımlama bilgisi
  3. Bireysel hastalık şeklini tam kavrama ve detaylı bir anamnez
Hahnemann; Homeopati tedavi yöntemini klasik Homeopati olarak bilimsel bir sisteme oturtarak tıp tarihine ve insanlığa büyük bir hizmette bulundu. Homeopatlar günümüze kadar Hahnemann’ın açtığı yoldan gidip Homeopatiyi dünyanın her tarafına yaydılar ve uyguluyorlar. Böylelikle değişik ağırlık noktalarıyla birçok akım Hindistan, Latin Amerika, Kanada, ABD ve Avrupa’da oluştu. Bu oluşum bize homeopatinin günümüz koşullarına göre yani hastalıkların komplike oluşlarına göre Hahnemann’ın zamanında tahmin bile edilemeyen bir çok gelişmelere açık olduğunu gösteriyor.
Kranyosakral yaptırın dediler ya bize güya kamikleri açtıracağız, sadece Almanyada var sanıyoruz bu kranyosakralı, Almanya’ya gitme planları yapıyoruz. Doktorlarla görüşüyoruz,uzun süreli tedavi diyorlar kranyosakral için…Bu arada kranyosakralında ne olduğunu yazayım sizlere, alternatif terapi sayfasından aldığım bilgilerle :

Kraniosakral terapi, vücudun kafatası ve bel kemiği bölgesinin, kemikler, sinirler, sıvılar ve bağ dokularını kapsayan kraniosakral sistemi dengelemek için çok hafif dokunuşlar kullanan bütünsel bir iyileştirme uygulamasıdır. Kraniosakral terapi, kraniosakral sistemle ilgilenir. Bu sistem, dura mata adı verilen, vücudun derinlerindeki bağ dokusunun aralıksız bir zarıyla birbirine bağlı olan kafatası, omurga ve kuyruk sokumunu içerir. Dura mata aynı zamanda beyin ve merkezi sinir sisteminin de etrafını çevirmektedir. Kraniosakral terapi William Garner Sutherland'in 1899'daki çalışmalarına dayanarak, 1983'te Dr. John Upledger tarafından geliştirilmiştir. Sutherland, beyne ait omurilik sıvısının, dura mata bölgesinde yükselip alçaldığını fark etmiştir. Bu harekete primer solunum etkisi adını vermiştir. Bugün ise kraniosakral ritim (KSR) veya kraniyal dalga olarak adlandırılmaktadır. Kraniosakral terapistleri, kafatasının altına veya kuyruk sokumuna yavaşça dokunarak vücuttaki kraniosakral ritmi kolaylıkla hissedebilirler. Seans sırasında, kraniosakral ritmin oranı, titreşim genliği, simetrisi ve akış kalitesindeki bozuklukları hissederler. Bir terapist, KSR’nin akışını dengelemek için çok hassas dokunuşlar kullanır. Beyin omuriliği sıvısı özgürce hareket ettiği zaman, vücudun doğal iyileşmeye yanıt vermesi başlar. Bir kraniosakral seans genel olarak 30-90 dakika kadar sürer. Hasta, üzerindeki kıyafetlerle bir masaj yatağında uzanırken, terapist nazikçe KSR akışını düzenler.

Upledger, kraniosakral terapi seansında kullanılabilecek çeşitli teknikler tanımlamaktadır. İlk teknik, enerji kistini serbest bırakmaktır. Bu teknik, hastanın vücudundan yabancı ve bozucu enerjilerin salıverilmesini sağlayan pratik bir metottur. Enerji kistleri, yakın oldukları bölgelerdeki doku ve organların aksaklık yaşamasına neden olabilirler. Terapist bu kistleri hastanın vücudunda hisseder ve nazikçe enerji engelini kaldırır.

Sutherland, enerjinin yönlendirilmesi adını verdiği ikinci bir teknikten bahsetmiştir. Bu teknikte terapist, enerjiyi bir elinden hastaya, oradan da diğer eline aktarmaktadır.

Üçüncü tekniğe miyofasiyel salım adı verilmektedir. Bu yöntem, bağ dokudaki veya vücudun bağlantılı dokularındaki tansiyonu serbest bırakan manipülatif bir vücut çalışmasıdır. Bu vücut çalışması yöntemi daha güçlü dokunuşlar gerektirir.

Upledger’in dördüncü tekniği rahatlama pozisyonudur. Bu teknik, hastanın vücudunda sakatlanmanın olduğu bölgeyi takip ederek o bölgeyi tutmayı içerir. KSR aniden durduğunda terapist, travmanın serbest bırakıldığını anlar.

Son teknik de, somatik-duygusal rahatlamadır. Bu teknik Upledger tarafından geliştirilmiştir ve krainosakral terapinin bir dalıdır. Vücuttan ve zihinden, travmanın kalıcı etkilerini ve "dokularda kilitli kalan” yaralanmaları çıkarmak için uygulanır.

Seansın ücreti, tedavinin sonuçlanması için gereken zamana ve terapistin niteliklerine göre değişir. Eğer terapi lisanslı bir sağlık uzmanı tarafından uygulanır ve saptanırsa, seans ücreti sigorta tarafından karşılanabilir.

Kraniosakral Terapinin Kökeni
Bel kemiği sinirlerinin hareketine ve bunun hayata berraklık ve "kalbe huzur getirmesindeki” önemine ilişkin ilk yazılı kaynak, Çin’deki 4000 yıllık bir metin olarak bulunmuştur. Kraniosakral çalışma, "dinleme sanatı” olarak belirtilmiştir. Ortaçağdaki çıkıkçılar da, vücudun hafif hareketlerini hissetmişlerdir ve bu hareketleri, çatlak ve çıkıkları düzeltmede ve baş ağrılarını tedavi etmede kullanmışlardır.

1900’lerin başlarında, Amerikalı bir kemik hastalıkları doktoru olan Dr. William Sutherland’ın araştırması, kafatası ve leğen kemiğinin hareketlerini detaylı olarak anlatmıştır. Araştırmasından önce, kafatası, katı ve hareketsiz bir kütle olarak düşünülüyordu. Daha sonra Sutherland, kafatasının aslında doku katmanları ile bağlı 22 ayrı hareketli kemikten oluştuğunu açıkladı. Bu çalışmasına kafatası osteopatisi adını verdi. Amerikalı bir kiropraktör ve Sutherland’ın çağdaşı olan Nephi Cotton, bu yaklaşıma kraniyoloji adını verdi. Bu iki ilimin doktorları, bu orijinal yaklaşımları inceledi, geliştirdi ve çalışmalarını, sakro-oksipital teknik, kraniyal hareket terapisi veya kraniosakral terapi olarak yeniden adlandırdılar. 

Bir kemik hastalıkları doktoru olan Dr. John Upledger ve Michigan Eyalet Üniversitesi’ndeki ve Osteopatik Tıp Koleji’ndeki Biyomekanik Departmanı’nda bulunan diğerleri de Sutherland’ın araştırmasını öğrendiler ve daha da geliştirdiler. Upledger, çeşitli kemik hastalıkları doktorlarının klinik gözlemlerini araştırdı. Bu araştırma, Upledger’ın kraniosakral terapi adını verdiği çalışmasının temelini oluşturdu.

Kraniosakral Terapinin Faydaları
Upledger’a göre kraniosakral terapinin olumlu bir şekilde uygulanabileceği durumlar, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, baş ağrıları, kronik orta kulak iltihabı, ağrı ve genel sağlık korumadır. Bu terapi, otizm, fibromiyalji, kalp hastalıkları, osteoartrit, akciğer iltihabı, romatizmal eklem iltihabı, kronik sinüs enfeksiyonları ve gastroenteritides (mide ve bağırsak yangısı) için tavsiye edilmektedir. Aynı zamanda, kronik yorgunluk sendromu, sırt ağrısı ve adet düzensizliği tedavileri için diğer terapilerle birlikte uygulanmaktadır. Bunlara ek olarak, diğer kraniosakral pratisyenleri, gözlerde işlev bozukluğu, yazı körlüğü, depresyon, motor koordinasyonu zorlukları, temporomandibular eklem bozuklukları (TMD), hiperaktivite, kalın bağırsak sancısı, bebeklerde astım, floppy baby sendromu (hipotoni), boyun incinmesi, beyin felci, bazı doğuştan gelen özürler ve diğer merkezi sinir sistemi bozuklukları için de bu terapinin faydalı olduğunu belirtmişlerdir. 

Kraniosakral Terapide Dikkat Edilmesi Gerekenler
Bu nazik uygulama çoğu durumda oldukça güvenlidir. Ancak, kraniosakral terapi, akut sistemik enfeksiyonlar, sonradan oluşmuş kafatası kırıkları, intrakranial kanamalar veya damar genişlemesi veya medulla oblongatanın (beyin sistemi) fıtıklaşması durumlarında tavsiye edilmemektedir. Kraniosakral terapi, diğer tıbbi yaklaşımların kullanımını engellemez. 

Yan Etkileri
Bazı kişiler, tedaviden sonra hafif bir rahatsızlık hissedebilir. Bunun sebebi, bir travmayı veya sakatlığı tekrar yaşamış olmak olabilir veya önceden hissizleşmiş olan bir bölge tekrar hayata dönebilir ve daha hassas bir hal alabilir. Bu yan etkiler geçicidir. 

Araştırma ve Genel Kabul
Kraniosakral terapinin çeşitli etkileriyle ilgili olarak 40’tan fazla bilimsel makale yayımlanmıştır. Aynı zamanda bu terapi üzerine 10 adet yetkili okuma kitabı bulunmaktadır. En fazla göze çarpan bilimsel makaleler arasında Viola M. Fryman’in, 1,250 doğuştan kusurlu yeni doğan çocuğun başarıyla tedavi edilmelerini konu alan çalışması yer almaktadır. Edna Lay ve Stephen Blood TMD üzerindeki etkilerini göstermiştir ve John Wood psikiyatrik bozuklukların tedavi sonuçlarını belgelendirmiştir. Amerikan Diş Hekimleri Birliği, kroniosakral terapiyi ortodontik çalışma için oldukça etkili bulmuştur.

Biz Almanya’ya gideceğiz de bu terapi sürekli yapılmalıymış. Benim canım dostum, bana göre gelmiş geçmiş en muhteşem fizyoterapist, sabır küpü, ışık arkadaşım, kalp yoldaşım, güvendiğim en mühim şahıslardan Özkan Başoğul’u aradım. Özkan sana bir derdimi anlatacağım, durumumuz bu şekilde acil kranyosakral almak istiyoruz ne yapmalıyız sence..Bize ne dedi sizce??? Ben yapıyoruuuumm…..O anda aldığım en özel hediyelerdendi sanki.. Ama kırk yıllık gönül dostu kardeşimin bunu yaptığını bilnmiyorum, düşünebiliyor musunuz ne acı bir durum. İnsan başına gelmeyince bunca bilgiyi es geçiyor işte…Canı durur mu, hiçbir insana kıyar mı, hemen atladı geldi bize işte. Şimdi siz tomografileri çektirip sonuca bağlayın hemen başlayalım dedi…
Tomografi günü geldi çattı…
Devlet Hastanesinde tomografi çektirdik yavrumuzu, gözlerimiz öyle endişeli, kalbimiz öyle korkaktı ki..Sonucu bekliyoruz şimdi..Bildiğim bütün duaları okuyorum, her an İsmail’e soruyorum. Canım ne olacak sence , ne çıkacak sence ???
Bir tanem kocamın kafasını hiç bu kadar yerde görmemiştim, üzgün üzgün duruyor ve küçük çocuk çaresizliğiyle bekliyordu…
Biz Çağatay’la eve döndük. İsmail sonucu bekliyor. Tomografiyi almış ve nöbetçi doktora okutmuş. Doktor berbat demiş, resmen berbat. Tüm kemikler birbirine yapışmış. Kemik aralarında hiç boşluk yokkk………
Kocam eve geldi, mahvolmuş, dağılmış durumda. Ağzını bıçak açmıyor.hepimiz küçük çocuk gözleriyle ona bakıyoruz. Ne olmuş İsmail ???? Ses yok, nasılmış İsmail ses yok ???
Bir şey söylesene, seni ne zor buldum ben bu gidişle seni de kaybedicem sanki. Annem babam yanımızda kimsede tık yokk..
Gece saat 2 ‘de kalkıyorum oğlumu emzirmeye, emzirdikten sonra tuvalete giriyorum. Saatler geçmiş sabahın 6 ‘sı olmuş, ben hala tuvaletteyim. Hangi dünyadaydım o ara ne düşünüyor ve ağlıyordum , kimse görmesin diye tıkıldığım tuvalette anlamyorum kiiiii…….
Pazartesi Dr. Ülfet’e gittik koşarak. Şimdi biz bu ameliyatı yaptırmak için nereye gideceğiz diyerek. Merak etmeyin bu konunun Türkiye’de ki uzmanı İstanbul Kartal Araştırma Hastanesinde Dr. Tufan Bey var. Hemen onu arayalım gidin ve ameliyatınızı olun dedi…Sağolsun aradı ve randevu aldık ancak bir süre sonraya..
Anneme dedim ki anacığım ne olur ne olmaz, bu yavrunun bebek mevlüdünü yapalım da duası olsun..
Karar verdik mevlüd yapmaya. Apar topar toplandık , kurbanımızı kestik. Eşi dostu çağırdık. Derdimizi kimseye anlatmıyoruz, bırak anlatmayı belli bile etmiyoruz. Bizim ailenin bir yapısı vardır. Kan kusacak kızılcık şerbeti içtim diyeceksin, az mı uğraştı Mehmet Hocam beni yetiştiriken, duygularımı dile getirebilmeye, hatırlıyorum da ses tonunu hiç beğenmiyorum derdi yıllarca. Yani git şan dersi al anlamında değil, ses tonun duygularını ifade etmiyor dümdüz, ifadesizsin derdi yani.
İfadesizdi işte ama burada kalbi de sakladığım ortaya çıkıyordu. Bunu öğrenmek daha sonra çooook işime yaradı. Oğlum için yaptığım çalışmalara da, danışanlarımın kalbini anlamamıza da…
Mevlüdümüzü kalabalık bir şekilde yaptık. Oğlumuzun başında sürekli şapkası vardı. Bir iki kişi bir yerlerden duymuş, kenara çekip bize soruyordu. Benim ağzımı bıçak açmıyor. Daha belli olan bir şey yok diyorum sadece.Nasıl belli olan bir şey yok. Belli etsene duygunu ne olacak sanki. Ama birine kalbimi açsam hiç durmadan ağlayacağım ve krize gireceğim gibi…..
Daima çok güçlü biri olarak adlandırıldım ben. Halbuki güç erkeğe özgü bir vasıftır. Kadın kalptir, güçsüzdür ve sevgi temsili için yaratılmıştır. Çok güçlü olmanın hayatına güç gerektiren dersler getireceği inancındayım ayrıca etrafındakileri güçsüz bırakacağı da muhtemel olandır. Zamanla bir kadın için gücün hayatından neler götürdüğünü de çoook seyrettim ben. Nerede güçlü bir kadın varsa, orada erkek ilişkilerinden yara ve acı almış hikayeler vardır.
Bayılırım hediye almaya ve hediyeleri açmaya. Oğluma ne güzel ciciler gelmişti, iyi günlerde giysin dilekleriyle……
Her şeyi kesintisiz organize ettik. İçimiz kan ağlarken, dışımızla gülerek..
Akşam oldu ilk işimiz oğlumuzun başını ölçmekti. Ama sonuç hep aynı tek bir milim büyüme yooooookkkkk.
O anda evrenden tek talebim , çocuğumuzun başının milim milim büyümesiydi. Bir baş ne bir kafatası bu kadar mı önemliymiş yüce yaratıcım. Kızım büyürken İsmail her ay başını ölçerdi hiç anlamazdım neden olduğunu. Şimdi çok iyi biliyorum bu ölçümün önemini.
Ameliyat için randevu günümüz gelene kadar, deli gibi çalıştık eşimle iş yerlerimizde. Bizim için en büyük motive işimiz oldu daima. Bir kişiyi şifalandırmak ya da yüzünü güldürerek bir kişinin yaramıza ilaç oluyordu. Her kesin buyrulan ibadetlerden hariç kendine özel ibadetleri vardır bence. Benim için ibadetin bir anlamı da anın içinde kalabilmektir. Anın içinde kaldığında Allah yanındadır. Geçmiş ve gelecek kaygısı yok olur. Kaygı olmadığında nifak, kızgınlık, sevgisizlik ortadan kalkar. Ben bunu işimde çok hissederim. Danışan geldiğinde direkt olarak başka bir dünyaya geçerim, tek odağım danışanım ve bendir. Harika bir dünya sanki dünyadan kopuyorsun ve sadece oraya odaklanıyorsun…
Sevgiyle bağlı olduğum işime, beni tercih edip gelen tüm danışanlarıma yürekten şükranlarımı sunuyorum. Her danışan geldiğinde kendimden bir pay bulup arkalarından onların bazen haberi bile olmadan çalışmalar yaptım. İnancım karşıma çıkan herkeste biraz ben vardır. Evrende tesadüf yoksa benim onlara öğrettiğim bilgilerin yanında, onların da hayat hikayeleriyle bana bilmeden anlattıkları bir öğreti saklıdır ve vardır. Nede olsa hepimiz görünmez iplerle birbirimize bağlıyız.


-









5 yorum:

  1. Iyi geceler sizi az önce show tv de izledim. Öncelikle beni cok etkilediginizi söylemek istiyorum. Yasadiklarinizi ve duygularinizi cok iyi anlayabiliyorum cunki bende hasta bir cocuk annesiyim.
    Ben Almanyada yasiyorum.
    Oglum Anil su anda 6 yasinda ve ona 11 aylikken krabbe hastaligi teshisi konuldu. Bana oglumun en fazla 13 ay yasayabilecegi söylendi. O an yikilmistim. Ama Aileminde sestegiyle hemen toparlandim ve arastirmaya basladim. Cok fazla bosey bulamadim ama sizinde bugün programda dediginiz gibi hep Allaha inandim ve günün birinde mutlaka bir tedavi imkani bulabilecegimize inandim.
    Oglumun su anda yasamasina, gülmesine,görmesine daha dorusu gelisimine bir aciklama yapamiyorlar. Doktorlar özel bisey uygulayip uygulamadigimizi soruyorlar bize. Bizde sadece Allah inandigimizi ve Dua ettigimizi söylüyoruz.
    En bastada belirttigim gibi sabahki yayinda bahsettiginiz doktor la iletisime gecmeyi cok isterim. Benim ne kadar caresiz oldugumu en iyi siz anlayabilirsiniz. Ayrica sizinde ( sizin deyiminizle ) tamamlayici tipla ilgili calismalariniz varmis. Bu konuya bende cok inaniyorrum. Ve bi konudada tavsiyelerinizi almayi cok isterim.
    Umarim mesajimi dikkate alir ve cevap yazarsiniz. Oglumun hastaliginin adi Krabbe hastaligi ( metabolik bir hastalik ) . Hamd olsun rabime simdiye kadar hastalik olmasi gerekenden cok cok cok yavas ilerliyor erken jrabbe olarak teshis konuldu fakat gelisimi gec krabbe gibi oldugu icin teshisi degistirip gec krabbe olarak degistirdiler.
    Simdiden cok tesekkür ediyorum ve minik yavrunuzun biran önce tamamen sagligina kavusmasini diliyorum.
    Allaha emanet olun
    Iyi günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ayla hanım sizinle görüşmek istiyorum benim de krabbe tanısı almış oğlum var size sormak istediğim şeyler var lütfen cevap verin

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  2. İsmim Bayan JOY Roland ve ben Texas ABD'de tabanı. "Hayatım geri döndü !!! Kırık evlilik 1 yıl sonra kocam iki çocuk ile beni bıraktı. Hayatım i neredeyse intihar sona ermek üzere gibi ben duygusal aşağı çok uzun bir süre oldu, hissettim.
     Ben çevrimiçi bir araya High Priest Dr EZE denilen büyük büyü döküm için teşekkürler. Ben internet üzerinden tarama gibi tek sadık gününde, ben bu özel büyü teker ilgili ifadelerine çok rastladım. Bazı insanlar o bazı o rahim, tedavi kanser ve diğer hastalık geri ifade verdi, geri Ex sevgilisi getirdi ifade verdi, bazıları onun benzeri boşanma durdurmak ve bir büyü olduğunu ifade verdi. ben de belirli bir tanıklık rastlamak, o adamın 7 günden az onun Ex sevgilisi geri getirdi nasıl tanıklık, Sonia adında bir kadın hakkında oldu ve onun tanıklığının sonunda o High Priest Dr Eze'S e-posta adresini düştü. Tüm bu okuduktan sonra, ben bunu denemeye karar verdi. E-posta (drezespelltemple@yahoo.com) üzerinden ona temas ve ona benim sorunum açıkladı. Sadece 3 gün, kocam bana geri geldi. Biz sorunları çözüldü ve biz eskisinden daha mutludur. High Priest Dr EZE gerçekten yetenekli bir adam olduğunu ve o harika bir adam olduğu için ben onu yayınlamaya durmayacak ...
    Eğer herhangi bir sorun varsa, SİZ xan temas DR. EZE Via
     E-posta: drezespelltemple@yahoo.com

    YanıtlaSil